İlk yurt dışı hatta ilk uçak yolculuğum oldu Viyana. Beni sanatla iç içe bir şehrin bekleyeceğini biliyordum. Arkadaşımla heyecanla planlarımızı yaptık, sıra uçağa binmeye geldi. Biletlerimizi sky scanner aracılığıyla tripstadan aldık. Yolculuk tarihi yaklaştıkça bilet fiyatlarıda pahalanıyor, en iyisi bir kaç ay önceden almak. Otelimizi de booking den burası olarak aldık. Otel güzeldi, merkeze biraz uzak ama 10 dk. yürüyüşten sonra metroyla 5 dakikayla merkezdesiniz. Kahvaltı almadık sadece konaklama aldık. Odalarda 5 gün wi-fi ücretsiz. Temiz, güzel bir oteldi.
Oldukça tedirgindim, çat pat ingilizcemle gümrükten nasıl geçeceğimi düşündüm hep. Sürekli araştırdım neler sorulur nasıl cevap verilir diye. Ve sonunda kendimi emniyete almak için ingilizce konuşma kılavuzu aldım. Ama anladım ki endişeye mahal yokmuş :)
Atatürk havaalanına geldik ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Arkadaşım döviz aldı, bu arada havaaalanında %4 komisyon alıyorlar. En iyisi dövizinizi önceden almak. Ben yurt dışı çıkış harcını (15 tl) önceden yatırmıştım, arkadaşım bunuda son ana bırakmış :) Neyse ki sıra yoktu üst katta vezneye yatırdı.
Elimizde bavul dolaşmaya başladık ne yapacağımızı nereye gideceğimizi bilmiyorduk. 2.kata çıktık oradan Thy'nin bölümünü bulduk bavullarımızı teslim ettik, iki yer var biri business için diğeri ekonomik uçuşlar için. Yanlış sırada beklemeyin sakın. Bavulu tarttılar, 20 kg sınırı var benimki 8 kg geldi.Bavul fişi ve biletimizi verdiler. Oradan hemen uçak girişi tarafına gittik buradada uçakta yanınıza aldığınız çantalara bakıyorlar. Dönüşte koca valizleri el bagajı olarak getirdiklerini gördüm. Kg fazlası olanlar için iyi bir fırsat tabii ama kg miktarına dikkat etmek lazım.Pasaport polisine pasaport ve bileti gösterdikten sonra uçağın kalktığı kapı numarasına bakıp oraya doğru gittik. Uçağa binerken yine pasaport kontrolü yapıldı. Yani uçağa binene kadar pasaport ve bilet elinizde olsun. Uçak uzakta olduğu için otobüsle uçağa götürüldük ve nihayet uçaktayız. Daha ferah bir araç bekliyordum açıkcası. Business kısmıda hakikaten çok komik, sadece bir perdeyle ayrılan küçük bir bölüm. Koltukları tam açılıyormuş galiba eee o kadar para veriyorlar az farkları olsun elbet.
Uçağa ulaşma çabamızdan bahsetmeyi unutmuşum az geri sarıp onuda anlatıyorum. O gün gezi parkı protestosunun ilk günüydü galiba, elimde bavul Taksim'deki havalaanı servisine gitmek üzere işten çıktım. Planım metroya binip 10 dakika sonra serviste olmaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, metro taksime gitmiyordu!!! Söylenerek metrodan çıkıp, taksime yürümeye başladım. Taksim zaten malum çalışmalar yüzünden şantiye gibi, bu yetmiyor gibi yaklaştıkça biber gazı etkisini göstermeye başladı. Bir yandan bavulumu sürüklerken bir yandan da gözlerimi silmeye çalışıyordum. İnsanlar gitme dedikçe ama gitmem lazım diyordum. Velhasıl meydana ulaştım, etraf polis doluydu çok fazla eylemci göremedim. Olanlardan birini de polis yakalamış, götürüyordu. Havada fırtına öncesi sessizlik vardı. Polislere küfürümü savurup yoluma devam ettim. Servisin yeri olaylardan ötürü değişmiş ve neresi olduğu belli değildi.Neyseki buldum ve uçağı kaçırmadan uçağa ulaştım.
Bu koşturmalardan ötürü açlıktan ölüyorduk ve yemeğe de fırsatımız olmadı.Yanımızdaki bisküvilerden yeriz diye düşünürken, birden bir el menü uzattı bize :) Uzun boylu, eli yüzü düzgün bir el :) Menüde fena değildi doğrusu, biz bunlar pahalıdır falan derken arkadaşım kardeş bunlar kaç para demek yerine gayet kibar bir şekilde - fiyatları yazmıyor bunların dedi. Ve o elin sahibi bunlar ikramımız dedi. Aman Allahım ne diyor bu dedik ve zevkten dört köşe olduk, karnımız tok yolumuza devam ettik.
Viyana'ya iniş ve sonrası daha sonraaaa
12 Haziran 2013 Çarşamba
4 Haziran 2013 Salı
Viyana izlenimlerim
3 günlük kısa ama yoğun Viyana gezim tamamlandı. Sonucunda 1 hafta izin alıp kendimi yatağa atıp uyumak istiyorum. Ne çektin be ayaklarım diyorum. Sabahın sekizinde başlayıp geceye kadar devam eden oldukça yoğun bir gezi oldu. Viyana'da gezilecek yer çok vaktimiz ise azdı. Bize de erkenden yollara düşmek kaldı. . Sadece birkaç saray gezer ve şehri bırakırsanız kendinizi o zaman 3-4 gün ideal ki bencede bizim yaptığımız gibi her müzeyi, sergiyi gezeyim diye kendini parçalamaktansa birkaç yeri gezip, şehrin sokaklarında gezmek en iyisi.
Bence mutlaka gezilmesi gereken yerler; Schönburnn Sarayı, Hofburg Sarayı, Alt Belvedere Sarayı (Lower Belvedere). Biz bunların dışında Üst Belvedere Sarayı,(eğer Gustav Klimt'in Kiss tablosunu görmek istiyorsanız burayı da gezmelisiniz) Albertina, Sanat Tarihi Müzesi, Savaş Müzesi ve Stephan Katedralini gezdik. Çok istememize rağmen opera binasını gezemedik. Şehrin her tarafı tarihi binalarla çevrili, sokaklarında gezmek bile çok keyifli.
Ulaşım çok kolay, her istasyonda ulaşım haritası var. Yanlış bir yere gitmeniz imkansız gibi, tabii kaybolmak serbest ve eğlenceli. Bizde biraz kaybolduk, çoğunlukla da yanlış yöne binip bir durak sonra inip karşıya geçip yeniden bindik. 3 günlük bilet aldık, bileti bir defa okutmanız yeterli, her binişte okutmanıza hiç gerek yok. Bilet kontrolü her zaman yapılmıyor ama umulmadık zamanlarda yapılınca biletiniz olmayınca yüksek cezalar oluyormuş. Bu nedenle bilet almak en iyisi. Bizdeki gibi durağa gelmeden düğmeye basmıyorlar, otobüs vb. her durakta duruyor, durunca kapısındaki butona basıyorsunuz açılıyor. Binerkende her kapıdan biniliyor ve yine açmak için butona basılıyor.
Çeşmelerden su içiliyor.Lezzetli bir su, Alplerden geliyor.
Yazın gitmemize rağmen yağmurlu ve soğuktu. Giderken mutlaka hava durumuna bakılmalı. Tüm Avrupa şehirleri gibi düzenli, taşıt yolu, bisiklet yolu ve yaya yolu var. Yaya geçidinde taşıtlar geçmeniz için yol veriyor, en güzelide buydu. Hiç korna duymadık, yasakmış. Yine gelişmiş Avrupa şehirleri gibi erkenden dükkanlar kapanıyor, pazarları kafeler ve müzeler hariç her yer kapalı. Akşam 5'te insanlar evlerine çekilmeye başlıyor, şehir ölmeye başlıyor. Avrupa ülke insanının can sıkıntısını içki ve esrar gideriyor sanırım. Burada da esrar belli ölçülerde serbestmiş, dilenciler açım diye dilensede esrar için dileniyormuş. Ama bir defa para istedikten sonra bizimkiler gibi yakanıza yapışmadan uzaklaşıyorlarmış. Metroda ve sokaklarda bir kaç tane uyuşturunun etkisiyle yerlere yatmış insanlar gördük. Genel olarak; düzenli, yaşaması kolay, güvenli gibi duran, tarih kokan bir şehir. Ama yaşamak ister miyim ? Hayır, Türkiye özellikle İstanbul tüm kargaşasına rağmen daha canlı, hayat dolu bir şehir.
Bence mutlaka gezilmesi gereken yerler; Schönburnn Sarayı, Hofburg Sarayı, Alt Belvedere Sarayı (Lower Belvedere). Biz bunların dışında Üst Belvedere Sarayı,(eğer Gustav Klimt'in Kiss tablosunu görmek istiyorsanız burayı da gezmelisiniz) Albertina, Sanat Tarihi Müzesi, Savaş Müzesi ve Stephan Katedralini gezdik. Çok istememize rağmen opera binasını gezemedik. Şehrin her tarafı tarihi binalarla çevrili, sokaklarında gezmek bile çok keyifli.
Ulaşım çok kolay, her istasyonda ulaşım haritası var. Yanlış bir yere gitmeniz imkansız gibi, tabii kaybolmak serbest ve eğlenceli. Bizde biraz kaybolduk, çoğunlukla da yanlış yöne binip bir durak sonra inip karşıya geçip yeniden bindik. 3 günlük bilet aldık, bileti bir defa okutmanız yeterli, her binişte okutmanıza hiç gerek yok. Bilet kontrolü her zaman yapılmıyor ama umulmadık zamanlarda yapılınca biletiniz olmayınca yüksek cezalar oluyormuş. Bu nedenle bilet almak en iyisi. Bizdeki gibi durağa gelmeden düğmeye basmıyorlar, otobüs vb. her durakta duruyor, durunca kapısındaki butona basıyorsunuz açılıyor. Binerkende her kapıdan biniliyor ve yine açmak için butona basılıyor.
Çeşmelerden su içiliyor.Lezzetli bir su, Alplerden geliyor.
Yazın gitmemize rağmen yağmurlu ve soğuktu. Giderken mutlaka hava durumuna bakılmalı. Tüm Avrupa şehirleri gibi düzenli, taşıt yolu, bisiklet yolu ve yaya yolu var. Yaya geçidinde taşıtlar geçmeniz için yol veriyor, en güzelide buydu. Hiç korna duymadık, yasakmış. Yine gelişmiş Avrupa şehirleri gibi erkenden dükkanlar kapanıyor, pazarları kafeler ve müzeler hariç her yer kapalı. Akşam 5'te insanlar evlerine çekilmeye başlıyor, şehir ölmeye başlıyor. Avrupa ülke insanının can sıkıntısını içki ve esrar gideriyor sanırım. Burada da esrar belli ölçülerde serbestmiş, dilenciler açım diye dilensede esrar için dileniyormuş. Ama bir defa para istedikten sonra bizimkiler gibi yakanıza yapışmadan uzaklaşıyorlarmış. Metroda ve sokaklarda bir kaç tane uyuşturunun etkisiyle yerlere yatmış insanlar gördük. Genel olarak; düzenli, yaşaması kolay, güvenli gibi duran, tarih kokan bir şehir. Ama yaşamak ister miyim ? Hayır, Türkiye özellikle İstanbul tüm kargaşasına rağmen daha canlı, hayat dolu bir şehir.
28 Mayıs 2013 Salı
Viyana yolculuk hazırlıkları
Pasaportumu
çıkaralı 6 ay gibi bir zaman oluyor. 2 yıllık süresi dolmadan ilk uçak ve yurt
dışı seyahatimi yapmak istiyordum. Daha önce birkaç defa vazgeçtiğimiz
Viyana’da arkadaşımla karar kıldık. Daha önce hiç vize başvurusu yapmadığım
için ne yapılır bilmiyordum ve kutsal bilgi kaynağımız googledan başladım
araştırmaya. Maalesef bu işlerde para peşin oluyor. Avusturya turist vizesi
için ; herhangi bir Yapı Kredi şubesine 60 € vize bedeli, 29 tl telefonla
randevu bedeli, 3,5 tl ykb işlem bedeli ödüyor. Daha sonra dekontta yazan pin
numarasıyla 0212 373 58 25 nolu telefondan randevu alıyorsunuz. Bize 2 hafta
sonrasına randevu verdiler. Konsolosluk Yeniköy’de, 4.Levent’ten Sarıyer
otobüslerine veya Yeniköy minibüsüne binip hemen önünde iniyorsunuz. Vize
görüşmesi kısa sürüyor, ben bir odaya gireriz birkaç kişi sorguya çeker diye
düşünmüştüm fakat 3 vezne var, isminiz okununca oraya gidip evrakları teslim
edip görevlinin varsa bir iki sorusuna cevap veriyorsunuz. Bize 2 gün sonra
gelin dediler. Gittik 1 aylık vizemizi kaptık.
Gelelim
hazırlanacak evraklara ; vize randevusundan sonra gerekli evrakları mail olarak
gönderiyorlar. Ama nedense biz inanmadık sürekli araştırdık, oysaki hiç gerek
yok tamda maildeki evrakları istiyorlar. Yok efenim vergi levhasının
arkasınında fotokopisi olmalıymış, yok ıslak kaşe olmalıymış falanda falan.
Bize sordukları sadece otel ve uçak biletinin makbuzları oldu. Otel ve bilet
mail olarak geldiği için çıktısını eklemiştik, ödendiği nereden anlaşılıyor
falan dediler ama sorun olmadı yinede. Kredi kartı ektresinin eklenip, ilgili
ödemeler işaretlenirse iyi olur kanısındayım.
Avusturya Schengen Vizesi evrak sıralaması şu şekildedir :
1.
Uçak rezervasyonu
2.
seyehat sigortası
3.
otel rezervasyonu
4.
davetiye (varsa)
5.
calışma+izin belgesi (işveren
imzalı izin yazısı)
6.
maaş bordroları (son ay en üstte) (son 3 ay )
7.
SSK ise giriş belgesi
8.
SSK hizmet dökümü (internetten kendiniz alıyorsunuz)
9.
banka hesapları
10.
vergi levhası
11.
faaliyet belgesi (son 6 aylık ve aslı olmalı)
12.
imza sirküleri
13.
ticari sicil gazetesi
14.
var ise tapu (fotokopi)
15.
var ise evlilik cüzdanı (fotokopi)
16.
nufüs kayıt örneği
17.
pasaport fotokopileri (daha önce
vize aldıysanız onunda fotokopisi ve eski pasaport varsa onunda fotokopisi)
İşveren
izin yazım şu şekildeydi, şirket antetli kağıdına yazdım ve patron imzaladı
…….. ……ÜRETİM
DAĞITIM
VE TİC.LTD.ŞTİ.
……. CAD.
……SOK.NO…
……./ İSTANBUL
../../2013
Avusturya
Başkonsolosluğu İSTANBUL
Vize
Bölümüne,
Şirketimiz
çalışanlarından ….. …. ……/05/2013
& …/…./2013 tarihleri
arasında yıllık yasal iznini ülkenizi turistik
amaçlı ziyaret ederek kullanmak
istediğini belirtmiş ve bu nedenle işbu yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.
Seyahat dönüş tarihinden itibaren firmamızdaki ilgili bölümde çalışmalarına
devam edecektir.
istediğini belirtmiş ve bu nedenle işbu yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.
Seyahat dönüş tarihinden itibaren firmamızdaki ilgili bölümde çalışmalarına
devam edecektir.
Bilgilerinize.
Yetkili
Adı Soyadı: İmza:
Tüm Bu evrakları hazırlayıp bir de buradaki formu
istendiği gibi doldurup evraklarla teslim ettim. 2 adet fotoğraf yazmışlar ama
1 tane aldılar. Fotoğraf olayında gereksiz stres yaptım; 6 ay önce pasaport
için biyometrik fotoğraf çektirmiştim her ne kadar yeni fotoğraf isteselerde
ben bir daha masraf yapıp yeni çektirmek
istemedim. Aldım onu gittim, arkadaşla evrakları karşılaştırırken birde baktım
onun resmi mini minnacık benimki kocaman. Aman dedim şimdi yandık, 3 kuruştan
kaçarken başıma iş gelecek. Neyseki görevli aldı fotoğrafımı güzelce kesti,
küçülttü. Arkadaşımda schengen vizesinin
olduğu eski pasaportunu getirmeyi unutmuştu ama fotokopisi vardı, ona da aslı
nerede bunun demediler.Velhasıl vizemizi aldık, yakın zamanda kısa bir Viyana ziyaretine gidiyoruz....
Biletlerimizi tripstadan aldık. Thy biletleri olmasına rağmen buradaki sitelerde daha ucuz gözüküyor ama ödeme aşamasında 45-50 tl idi sanırım ekleme yapıyorlar. Thy ile kafa kafaya geldi diyebiliriz, acentedan alsaydık taksitte yaparlardı sanırım. Bu arada seyahat tarihi yaklaştıkça otel ve bilet fiyatı arttıkça artıyor.
oteli, bookingden bu oteli aldık. Bakalım nasıl çıkacak..
Biletlerimizi tripstadan aldık. Thy biletleri olmasına rağmen buradaki sitelerde daha ucuz gözüküyor ama ödeme aşamasında 45-50 tl idi sanırım ekleme yapıyorlar. Thy ile kafa kafaya geldi diyebiliriz, acentedan alsaydık taksitte yaparlardı sanırım. Bu arada seyahat tarihi yaklaştıkça otel ve bilet fiyatı arttıkça artıyor.
oteli, bookingden bu oteli aldık. Bakalım nasıl çıkacak..
B
bbb
28 Nisan 2013 Pazar
Onur Akın, sevdiğim bir sanatçıdır ama bir süredir kendini tekrar ettiğini düşündüğüm için takip etmiyorum. Bu albümde tadına doyulmaz şarkıları var ve anladım ki Onur Akın şarkılarını en iyi Onur Akın söylüyor. Rahmetli Müslüm Gürses'inde Asi ve Mavi'yi söylediği albüm Onur Akın sevenler için güzel bir albüm ama ben yine de kendisinden dinlemeyi tercih edenlerdenim.
Dinlemek isteyenler için ; Onur_Akin_25._Sanat_Yili
Dinlemek isteyenler için ; Onur_Akin_25._Sanat_Yili
16 Nisan 2013 Salı
Çekip gitmen bir süre sonra sorun olmaktan çıkıyorda, hiçbir açıklamaya layık görülmemek işte budur koyan insana. Budur onuruma yediremediğim şey. Gitmeyi kafasına koyana kal demek bir şeye yaramaz, denmezde elbet ama işi bitince sırtını dönüp uyuyan adamın yarattığı onursuzluktan nasıl kurtulunur? Bu mudur insanın insana layık gördüğü davranış. Sevgi emek ister Türk filminden fırlayıp dilimize yapışmız bir cümledir evet ama emek verdiğimiz bir sevginin ayrılığı hiç mi emek istemez. Emekle oluşturduğumuz duygular, verdiğimiz özveriler böylesine umarsızca, bir çırpıda silinip gidebilir mi? İnsanın insana yaptığı eziyettir böylesi ancak. Kendini kurtarma uğruna karşısındakini bir kalemde silmek, oysa ki karşıdakinin o kalemden haberi bile yoktur. Bu bencilliken öte nedir ki ? Kendimizi korumak uğruna karşı tarafı ezip geçtiğimiz bir hayatta mutluluğumuz ne kadar masumdur ?
7 Nisan 2013 Pazar
Oyun, Samuel Beckett
Murphy, Beckett'in okuduğum tek romanı. Farklı, anlaması güç, oldukça öznel bir roman olduğunu düşünüyorum. Deneysel bir roman olmalı ve normal edebiyat okuyucusu için yazılmamış olabilir. Ya da bazı romanlar gibi profesyonel okuyuculuk gerektiriyor. Neticede benim için gizemini koruyan bir roman.
Genelde gitmeyi düşündüğüm oyunlara kim ne demiş neyi anlatıyor diye kısaca bakarım. Bu sefer bunu atlamışım ama oyunun broşüründe Samuel Beckett adını görünce sıra dışı bir oyun izleyeceğimi biliyordum. Oyunun adı oyun. 15 oyuncuyu 15 pencerede düşünün. Karanlık bir ortam önce kafalar gözüküyor. Sonra konuşmalar, biri susuyor diğeri başlıyor. Anlatması oldukça zor fakat şunu söyleyebilirim, bence müthiş bir performans gerektiriyor. Zamanlama oyunun kilit noktası zira oyunculardaki veya ışıktaki küçücük bir aksama bile ritmi bozar. Oyun, bir tiyatrodan ziyade sahne performansı gibi yani gittiğinizde klasik bir oyun beklemeyin. Bu nedenle 40-50 dakika civarı süren kısa bir performans. İlginç bir sahne gösterisi izlemek isteyenler için tavsiye ederim.
Genelde gitmeyi düşündüğüm oyunlara kim ne demiş neyi anlatıyor diye kısaca bakarım. Bu sefer bunu atlamışım ama oyunun broşüründe Samuel Beckett adını görünce sıra dışı bir oyun izleyeceğimi biliyordum. Oyunun adı oyun. 15 oyuncuyu 15 pencerede düşünün. Karanlık bir ortam önce kafalar gözüküyor. Sonra konuşmalar, biri susuyor diğeri başlıyor. Anlatması oldukça zor fakat şunu söyleyebilirim, bence müthiş bir performans gerektiriyor. Zamanlama oyunun kilit noktası zira oyunculardaki veya ışıktaki küçücük bir aksama bile ritmi bozar. Oyun, bir tiyatrodan ziyade sahne performansı gibi yani gittiğinizde klasik bir oyun beklemeyin. Bu nedenle 40-50 dakika civarı süren kısa bir performans. İlginç bir sahne gösterisi izlemek isteyenler için tavsiye ederim.
5 Nisan 2013 Cuma
Yazmayalı baya zaman oldu sanırım. Anladım ki keyfim yerindeyken daha doğrusu hayatımda yaptıklarımı, gezdiklerimi anlatabileceğim biri varsa buraya yazmıyorum. Geçen gün yalnızlıkla ilgili güzel bir şey okudum. Yalnızlık; size kapıyı açan birinin olması değil sevdiğiniz, öğrendiğiniz bir şeyi paylaşacak biri olmamasıdır. Evet ne büyük ihtiyaç çoğumuz için paylaşacak birinin olması. Ortak noktalarımız olan arkadaşlarımız olabilir ama aynı şey için aynı heyecanı duyabileceğimiz birisi olması zor ihtimal. Bu ihtimal gerçekleştiğinde ve hele ki bu insana karşı içimizde aşk varsa işte bu mucize gibi bir şey oluyor. Gördüğünüz, dinlediğiniz, sevdiğiniz her şeyi ama her şeyi onunla paylaşmak istiyorsunuz. Uzaklarda da olsa gönderilen kahve fotoğrafıyla o masada sizinle yanıbaşınızda oturuyor oluyor. Uzatsan elini tutacak gibi.
Ve sonra... ve sonra mesafelerin zor olduğu gerçeği ortaya çıkıyor, masada yalnız kalıyorum. Ve bloga geri dönüş.
Bu aralarda kitap okumaya tam gaz devam ediyorum. Mrs.Dalloway, Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı, Hayvanlar Çiftliği, İçimizdeki Şeytan, Tutunamayanlar... Şu an Otuzların Kadınını okuyorum. Tavsiye ederim, iyi geliyor.
Ve sonra... ve sonra mesafelerin zor olduğu gerçeği ortaya çıkıyor, masada yalnız kalıyorum. Ve bloga geri dönüş.
Bu aralarda kitap okumaya tam gaz devam ediyorum. Mrs.Dalloway, Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı, Hayvanlar Çiftliği, İçimizdeki Şeytan, Tutunamayanlar... Şu an Otuzların Kadınını okuyorum. Tavsiye ederim, iyi geliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

