4 Eylül 2013 Çarşamba
3 çocuğa kim bakacak ?
Pek değerli devlet adamı, aşk ve doğa insanı boşbakanımızın 3 çocuk tavsiyesini hepimiş duymuşuzdur. Fakat bu çocuklara kimin bakacağıyla ilgili bir açıklama yapmamıştır. Sadece babanın çalışarak ailenin geçiminin sağlandığı yıllar çok çok uzaklarda kaldığı için maalesef ki artık annelerde küçücük çocuklarını gözleri arkada kalarak bazen anneanne bazen babaanneye ya da bazen çokta iyi tanınmayan bir bakıcıya emanet ediyorlar. Çünkü hayat şartları eskisi gibi değil, eskiden büyük marketler, cep telefonları, bilgisayarlar, marka kıyafetler, bisküvinin çikolatanın 100 çeşidi yoktu. Baba çalışarak ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılar, fazlasını bilmeyen çocuklarda hayatlarına mutlu mesut devam ederlerdi. Değişen hayatımızda maalesef ki artık çocuklar daha yaşamlarının en başındayken başkalarıyla kendini kıyaslıyor, onda var bende yok söylemlerine başlıyor. Ve anneyede aileye katkıda bulunmak için çalışmak düşüyor. Evet kadının çalışması kendisi içinde büyük bir adım. Zira kendini fazlasıyla çocuklarına ve eşine adayan bir kadın bir gün onlar olmayınca sudan çıkmış balığa dönüyor. Ben kimim, ne yaparım, yeteneklerim nedir, düşüncelerim nedir diye sorgulamaya başlayınca cevapsız buluyor kendini. Hem çocukları hem babayı hem de anneyi mutlu edecek bir çalışma sistemimiz maalesef yok. Kadın anne olunca işyerinde ona farklı çalışma zamanları, yöntemleri oluşturulması gerekirken tam tersine şartlar daha da ağırlaştırılıyor. En azından benim gördüklerimde durum bundan ibaret.
Şu an işyerinde 2 anne işten çıkıyor, sebebi de işyerinin onlara insiyatif göstermemesi. Çocuk senin sorunun gibisinden yaklaşımları.
İşe girerken bekar kadınlara ;evlenmeyi düşünüyor musun, çocuk istiyor musun soruları sorulan bir ülkede yaşıyoruz. Cevaplarınız evetse seçilme şansınız düşüyor.
Ülkemizde doğum izni toplam 16 hafta. 8 haftası doğumdan önce, 8 haftası doğumdan sonra kullanılıyor. Bu da demek oluyor ki anne bebeğini 2 aylıkken başka birine emanet edip işine başlamalı. Düşünün 2 aylık bir bebek annesinden saatlerce uzak kalıyor, annesine en ihtiyacı olduğu zamanlarda yanında annesi yok. Süt izini ise bebek 1 yaşına gelene kadar günde 1,5 saat. Bazı anneler bunu birleştirip tan bir gün olarak kullanabiliyor. Ama bazı işyerleri de buna müsaade etmiyor. Oysaki annenin en azından çocuk 1 yaşına gelene kadar bebeğiyle birlikte olması gerekir. Sonrasında da 3-4 yaşına kadar ona daha fazla zaman ayırması gerekir.
Ama ülkemizde annelere özel bir çalışma sistemi uygulanmıyor. 1 yaşına kadar bebeğinin yanında olmak isteyip, ücretsiz izin kullanmak isteyen annelerede kapı gösteriliyor. Tüm bu olumsuz şartları daha iyileştirmek varken nedense görmezden gelinip bir de dalga geçer gibi 3 çocuk yapın tavsiyesi veriliyor.
Umarım bir gün anneler için rahat bir çalışma sistemi oluşturulur. Zira bebek demek yarının yetişkini demek, sağlıklı büyüyen bebekler sağlıklı bir toplum demektir.
29 Ağustos 2013 Perşembe
Bugünlerde; Orhan Pamuk Kara kitabı okuyorum. Son 50 sayfam. İsmi gibi kara olmadığı, çok zor bir roman olmadığını düşünüyorum. Evet Pamuk, biraz daldan dala atlamış, aslında paralelel olarak aynı konulardan bahsetsede bu kadar çok romanı, yazarı, karakterlerini iç içe geçirmeye gerek var mıydı? Bana biraz çok şey bilipte bunu göstermek isteyen yeni yetme bir yazar gibi geldi. Bakın ben Mevlana'yı da Şems'i de Hüsnü Aşk'ı da hurufiliğide bilirim gibisinden. Ama bu kadar uzatıp yine de sıkılmadan hala elimde tutup okumak istiyorsam yazar iyi bir şey yapmış demektir.
Biteli yıllar olan ama benim anca farkettiğim Klark programını izliyorum. Murat Menteş fena değil de Samed Karagöz'ün olayını çözemedim. 3 program izledim öylece durmak ve arada bir iki sıradan cümle kurmaktan başka bir şey yaptığı yok. Belkide ileriki bölümlerde açılır.
Çok sevdiğim ama zamanı denk getiremeyip kaçırdığım başka bir program olan Vapurda çay simit. Ömer Öztürk'ün içten, samimi sunumu ve sohbetiyle keyifle izlenen güzel bir program. Vapurda geçmeside benim için apayrı bir güzelliktir.
Ve dün izlemeye başladığım, asla eskimeyecek bir konu. Tarihi ve gerçekleri öğrenmemiz için okullarda bile izletilmesi gerektiğini düşündüğüm bir belgesel. Amerika'nın Gizli Tarihi
Biteli yıllar olan ama benim anca farkettiğim Klark programını izliyorum. Murat Menteş fena değil de Samed Karagöz'ün olayını çözemedim. 3 program izledim öylece durmak ve arada bir iki sıradan cümle kurmaktan başka bir şey yaptığı yok. Belkide ileriki bölümlerde açılır.
Çok sevdiğim ama zamanı denk getiremeyip kaçırdığım başka bir program olan Vapurda çay simit. Ömer Öztürk'ün içten, samimi sunumu ve sohbetiyle keyifle izlenen güzel bir program. Vapurda geçmeside benim için apayrı bir güzelliktir.
Ve dün izlemeye başladığım, asla eskimeyecek bir konu. Tarihi ve gerçekleri öğrenmemiz için okullarda bile izletilmesi gerektiğini düşündüğüm bir belgesel. Amerika'nın Gizli Tarihi
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Kendimi aştım !!!
Bu sene kendimi aşan şeyler yaptım, benim gibi korkak, ürkek, höt desen başını korumaya alan biri için fazla olan şeyler yaptım. Mutluyum, kendime şaşırmış durumdayım.
Viyana gezimde kocaman, göklere çıkan bu atlı karıncaya bindim. Atlı karında kapalı ama yüksekte olması sebebiyle sallantısı ve rüzgarın korkunç sesi çok ürkütücüydü.
Ordu'da Boztepe'de camla kaplı teleferiğe bindim. Uzun bir yolda, tepeden şehrin merkezine iniyor. İniş ve çıkışta ürkütücüydü.
En sonda alışveriş merkezindeki asansöre bindim. En tepeye çıkıp birden ortaya düşüyor, sonra tekrar yukarı aşağı iniyor. Gözlerimi hiç açmadım, çok korktum. Arkadaşım videoya çekmişti saydım, tam 15 kere indi çıktı. Bence çok fazla bir sayı, sürekli yanımdakine bitmedi mi diye sorup durdum. Ama neticede yapmak istediğim bir şeyi daha yaptım :)
Evet sırada yamaç paraşütü, bungee jumping var. Yok artık tabii bunları asla yapamam. Çünkü güvenli değiller, bilsem ki bir şey olmayacak bir şekilde kendimi ikna eder onları da yaparım. Bir de diğerleri kadar korkunç olmasa da ilk uçak yolculuğumu yaptım. Bu sene ne kadar çok ilklere imza atmışım. Ve daha sene bitmedi, kim bilir daha neler yapacağım :) Aslında en çok istediğim şeyler, hayvanlardan korkmamak, onlara dokunabilmek, sevebilmek ve korkusuzca yüzebilmek. Açık denizde yüzebimeyi çok isterdim ama ayaklarım
yere değecek takıntım var maalesef. Kim bilir belki bir gün bana bunları yaptıracak, sabırlı birini bulurum ;)
Viyana gezimde kocaman, göklere çıkan bu atlı karıncaya bindim. Atlı karında kapalı ama yüksekte olması sebebiyle sallantısı ve rüzgarın korkunç sesi çok ürkütücüydü.
Ordu'da Boztepe'de camla kaplı teleferiğe bindim. Uzun bir yolda, tepeden şehrin merkezine iniyor. İniş ve çıkışta ürkütücüydü.
En sonda alışveriş merkezindeki asansöre bindim. En tepeye çıkıp birden ortaya düşüyor, sonra tekrar yukarı aşağı iniyor. Gözlerimi hiç açmadım, çok korktum. Arkadaşım videoya çekmişti saydım, tam 15 kere indi çıktı. Bence çok fazla bir sayı, sürekli yanımdakine bitmedi mi diye sorup durdum. Ama neticede yapmak istediğim bir şeyi daha yaptım :)
Evet sırada yamaç paraşütü, bungee jumping var. Yok artık tabii bunları asla yapamam. Çünkü güvenli değiller, bilsem ki bir şey olmayacak bir şekilde kendimi ikna eder onları da yaparım. Bir de diğerleri kadar korkunç olmasa da ilk uçak yolculuğumu yaptım. Bu sene ne kadar çok ilklere imza atmışım. Ve daha sene bitmedi, kim bilir daha neler yapacağım :) Aslında en çok istediğim şeyler, hayvanlardan korkmamak, onlara dokunabilmek, sevebilmek ve korkusuzca yüzebilmek. Açık denizde yüzebimeyi çok isterdim ama ayaklarım
yere değecek takıntım var maalesef. Kim bilir belki bir gün bana bunları yaptıracak, sabırlı birini bulurum ;)
14 Ağustos 2013 Çarşamba
Karadeniz
Viyana'da kalmışım en son. Birileri okuyor mu, ilgileniyor mu yazdıklarımla bilmediğim için gerisini getirmemiştim. Ama geleceğe not düşmek umuduyla arada devam ediyorum buraya notlamaya. Soğuk bir Viyana gezisinden kısa bir süre sonra kendimi yağmurlu Karadeniz havasına attım. Bir hafta süren turda, yeşile suya doydum resmen. Karadeniz bambaşka bir yer, her yerde şırıl şırıl akan şelaler var. Bu kadar yağmur yağar mı diyorsunuz ama bu kadar yağmur yağmasa böyle güzel olur mu oralar ? Gönlümde derelerde yürümek, suyu hissetmek, yaylada piknik yapmak vardı ama hiçbiri olmadı. Dereler deli dere, yağmurda hiç durmamacasına yağınca gönlümdekini değil şartların el verdiklerini yapmak zorunda kaldım.En heyecan verici yerlerden biri Ordu Boztepe'deki teleferik oldu. Benim gibi herşeyden korkan biri için hadi binelim buna diye ısrar etmek eceli gelmek gibiydi. Ama yaptım işte :) Teleferiğin enteresan taraflarından biri durmamasıydı. Hiç durmadan döndüğü için o kaçmadan yakalayıp binmeniz gerekiyor. Bir de kendini hop diye uçuruma bir atışı var ki görmeyesin gitsin. Güzel bir deneyimdi, oralara kadar gidip binmemek olmazdı.
En sevdiğim Ayder yaylasının tepesine çıkıp Palovit şelalesinden aşağıya yürümek oldu. Ve sisler içindeki Sümela Manastırı. Çok etkilenmesemde o kadar yükseğe yapılabilmesi etkileyici gerçekten. Ve bir de Fırtına Deresi, tam da ismini hak eden bir dere. Sesinden gece uyumak mümkün değil. Kaldığımız otel tam da derenin yanındaydı. Otelde kaloriferler yanıyordu, yüksekte olduğu için soğuk tabii. Bu otelde laz böreği yedim ve bayıldım. Daha öncede yemiştim ve hiç beğenmemiştim. Arkadaşımın tabağından şöylesine bir aldım ve hepsini yedim. Enfesti. Ve muhlama, üstündeki tereyağını görünce hayır yemem bunu diyor insan ama bu kadar mı anlamaz insan tereyağını. Of of canım nasılda çekti hepsinden.
Karadeniz deyince aklıma şelale,sis ve yağmur geliyor. Deniz, kum, güneş tatili güzel ama bunlarda başka keyif. Güneydoğu ve Karadeniz gezilerim hep aklımda kalacak
En sevdiğim Ayder yaylasının tepesine çıkıp Palovit şelalesinden aşağıya yürümek oldu. Ve sisler içindeki Sümela Manastırı. Çok etkilenmesemde o kadar yükseğe yapılabilmesi etkileyici gerçekten. Ve bir de Fırtına Deresi, tam da ismini hak eden bir dere. Sesinden gece uyumak mümkün değil. Kaldığımız otel tam da derenin yanındaydı. Otelde kaloriferler yanıyordu, yüksekte olduğu için soğuk tabii. Bu otelde laz böreği yedim ve bayıldım. Daha öncede yemiştim ve hiç beğenmemiştim. Arkadaşımın tabağından şöylesine bir aldım ve hepsini yedim. Enfesti. Ve muhlama, üstündeki tereyağını görünce hayır yemem bunu diyor insan ama bu kadar mı anlamaz insan tereyağını. Of of canım nasılda çekti hepsinden.
Karadeniz deyince aklıma şelale,sis ve yağmur geliyor. Deniz, kum, güneş tatili güzel ama bunlarda başka keyif. Güneydoğu ve Karadeniz gezilerim hep aklımda kalacak
12 Haziran 2013 Çarşamba
Viyana gezim
İlk yurt dışı hatta ilk uçak yolculuğum oldu Viyana. Beni sanatla iç içe bir şehrin bekleyeceğini biliyordum. Arkadaşımla heyecanla planlarımızı yaptık, sıra uçağa binmeye geldi. Biletlerimizi sky scanner aracılığıyla tripstadan aldık. Yolculuk tarihi yaklaştıkça bilet fiyatlarıda pahalanıyor, en iyisi bir kaç ay önceden almak. Otelimizi de booking den burası olarak aldık. Otel güzeldi, merkeze biraz uzak ama 10 dk. yürüyüşten sonra metroyla 5 dakikayla merkezdesiniz. Kahvaltı almadık sadece konaklama aldık. Odalarda 5 gün wi-fi ücretsiz. Temiz, güzel bir oteldi.
Oldukça tedirgindim, çat pat ingilizcemle gümrükten nasıl geçeceğimi düşündüm hep. Sürekli araştırdım neler sorulur nasıl cevap verilir diye. Ve sonunda kendimi emniyete almak için ingilizce konuşma kılavuzu aldım. Ama anladım ki endişeye mahal yokmuş :)
Atatürk havaalanına geldik ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Arkadaşım döviz aldı, bu arada havaaalanında %4 komisyon alıyorlar. En iyisi dövizinizi önceden almak. Ben yurt dışı çıkış harcını (15 tl) önceden yatırmıştım, arkadaşım bunuda son ana bırakmış :) Neyse ki sıra yoktu üst katta vezneye yatırdı.
Elimizde bavul dolaşmaya başladık ne yapacağımızı nereye gideceğimizi bilmiyorduk. 2.kata çıktık oradan Thy'nin bölümünü bulduk bavullarımızı teslim ettik, iki yer var biri business için diğeri ekonomik uçuşlar için. Yanlış sırada beklemeyin sakın. Bavulu tarttılar, 20 kg sınırı var benimki 8 kg geldi.Bavul fişi ve biletimizi verdiler. Oradan hemen uçak girişi tarafına gittik buradada uçakta yanınıza aldığınız çantalara bakıyorlar. Dönüşte koca valizleri el bagajı olarak getirdiklerini gördüm. Kg fazlası olanlar için iyi bir fırsat tabii ama kg miktarına dikkat etmek lazım.Pasaport polisine pasaport ve bileti gösterdikten sonra uçağın kalktığı kapı numarasına bakıp oraya doğru gittik. Uçağa binerken yine pasaport kontrolü yapıldı. Yani uçağa binene kadar pasaport ve bilet elinizde olsun. Uçak uzakta olduğu için otobüsle uçağa götürüldük ve nihayet uçaktayız. Daha ferah bir araç bekliyordum açıkcası. Business kısmıda hakikaten çok komik, sadece bir perdeyle ayrılan küçük bir bölüm. Koltukları tam açılıyormuş galiba eee o kadar para veriyorlar az farkları olsun elbet.
Uçağa ulaşma çabamızdan bahsetmeyi unutmuşum az geri sarıp onuda anlatıyorum. O gün gezi parkı protestosunun ilk günüydü galiba, elimde bavul Taksim'deki havalaanı servisine gitmek üzere işten çıktım. Planım metroya binip 10 dakika sonra serviste olmaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, metro taksime gitmiyordu!!! Söylenerek metrodan çıkıp, taksime yürümeye başladım. Taksim zaten malum çalışmalar yüzünden şantiye gibi, bu yetmiyor gibi yaklaştıkça biber gazı etkisini göstermeye başladı. Bir yandan bavulumu sürüklerken bir yandan da gözlerimi silmeye çalışıyordum. İnsanlar gitme dedikçe ama gitmem lazım diyordum. Velhasıl meydana ulaştım, etraf polis doluydu çok fazla eylemci göremedim. Olanlardan birini de polis yakalamış, götürüyordu. Havada fırtına öncesi sessizlik vardı. Polislere küfürümü savurup yoluma devam ettim. Servisin yeri olaylardan ötürü değişmiş ve neresi olduğu belli değildi.Neyseki buldum ve uçağı kaçırmadan uçağa ulaştım.
Bu koşturmalardan ötürü açlıktan ölüyorduk ve yemeğe de fırsatımız olmadı.Yanımızdaki bisküvilerden yeriz diye düşünürken, birden bir el menü uzattı bize :) Uzun boylu, eli yüzü düzgün bir el :) Menüde fena değildi doğrusu, biz bunlar pahalıdır falan derken arkadaşım kardeş bunlar kaç para demek yerine gayet kibar bir şekilde - fiyatları yazmıyor bunların dedi. Ve o elin sahibi bunlar ikramımız dedi. Aman Allahım ne diyor bu dedik ve zevkten dört köşe olduk, karnımız tok yolumuza devam ettik.
Viyana'ya iniş ve sonrası daha sonraaaa
Oldukça tedirgindim, çat pat ingilizcemle gümrükten nasıl geçeceğimi düşündüm hep. Sürekli araştırdım neler sorulur nasıl cevap verilir diye. Ve sonunda kendimi emniyete almak için ingilizce konuşma kılavuzu aldım. Ama anladım ki endişeye mahal yokmuş :)
Atatürk havaalanına geldik ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Arkadaşım döviz aldı, bu arada havaaalanında %4 komisyon alıyorlar. En iyisi dövizinizi önceden almak. Ben yurt dışı çıkış harcını (15 tl) önceden yatırmıştım, arkadaşım bunuda son ana bırakmış :) Neyse ki sıra yoktu üst katta vezneye yatırdı.
Elimizde bavul dolaşmaya başladık ne yapacağımızı nereye gideceğimizi bilmiyorduk. 2.kata çıktık oradan Thy'nin bölümünü bulduk bavullarımızı teslim ettik, iki yer var biri business için diğeri ekonomik uçuşlar için. Yanlış sırada beklemeyin sakın. Bavulu tarttılar, 20 kg sınırı var benimki 8 kg geldi.Bavul fişi ve biletimizi verdiler. Oradan hemen uçak girişi tarafına gittik buradada uçakta yanınıza aldığınız çantalara bakıyorlar. Dönüşte koca valizleri el bagajı olarak getirdiklerini gördüm. Kg fazlası olanlar için iyi bir fırsat tabii ama kg miktarına dikkat etmek lazım.Pasaport polisine pasaport ve bileti gösterdikten sonra uçağın kalktığı kapı numarasına bakıp oraya doğru gittik. Uçağa binerken yine pasaport kontrolü yapıldı. Yani uçağa binene kadar pasaport ve bilet elinizde olsun. Uçak uzakta olduğu için otobüsle uçağa götürüldük ve nihayet uçaktayız. Daha ferah bir araç bekliyordum açıkcası. Business kısmıda hakikaten çok komik, sadece bir perdeyle ayrılan küçük bir bölüm. Koltukları tam açılıyormuş galiba eee o kadar para veriyorlar az farkları olsun elbet.
Uçağa ulaşma çabamızdan bahsetmeyi unutmuşum az geri sarıp onuda anlatıyorum. O gün gezi parkı protestosunun ilk günüydü galiba, elimde bavul Taksim'deki havalaanı servisine gitmek üzere işten çıktım. Planım metroya binip 10 dakika sonra serviste olmaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, metro taksime gitmiyordu!!! Söylenerek metrodan çıkıp, taksime yürümeye başladım. Taksim zaten malum çalışmalar yüzünden şantiye gibi, bu yetmiyor gibi yaklaştıkça biber gazı etkisini göstermeye başladı. Bir yandan bavulumu sürüklerken bir yandan da gözlerimi silmeye çalışıyordum. İnsanlar gitme dedikçe ama gitmem lazım diyordum. Velhasıl meydana ulaştım, etraf polis doluydu çok fazla eylemci göremedim. Olanlardan birini de polis yakalamış, götürüyordu. Havada fırtına öncesi sessizlik vardı. Polislere küfürümü savurup yoluma devam ettim. Servisin yeri olaylardan ötürü değişmiş ve neresi olduğu belli değildi.Neyseki buldum ve uçağı kaçırmadan uçağa ulaştım.
Bu koşturmalardan ötürü açlıktan ölüyorduk ve yemeğe de fırsatımız olmadı.Yanımızdaki bisküvilerden yeriz diye düşünürken, birden bir el menü uzattı bize :) Uzun boylu, eli yüzü düzgün bir el :) Menüde fena değildi doğrusu, biz bunlar pahalıdır falan derken arkadaşım kardeş bunlar kaç para demek yerine gayet kibar bir şekilde - fiyatları yazmıyor bunların dedi. Ve o elin sahibi bunlar ikramımız dedi. Aman Allahım ne diyor bu dedik ve zevkten dört köşe olduk, karnımız tok yolumuza devam ettik.
Viyana'ya iniş ve sonrası daha sonraaaa
4 Haziran 2013 Salı
Viyana izlenimlerim
3 günlük kısa ama yoğun Viyana gezim tamamlandı. Sonucunda 1 hafta izin alıp kendimi yatağa atıp uyumak istiyorum. Ne çektin be ayaklarım diyorum. Sabahın sekizinde başlayıp geceye kadar devam eden oldukça yoğun bir gezi oldu. Viyana'da gezilecek yer çok vaktimiz ise azdı. Bize de erkenden yollara düşmek kaldı. . Sadece birkaç saray gezer ve şehri bırakırsanız kendinizi o zaman 3-4 gün ideal ki bencede bizim yaptığımız gibi her müzeyi, sergiyi gezeyim diye kendini parçalamaktansa birkaç yeri gezip, şehrin sokaklarında gezmek en iyisi.
Bence mutlaka gezilmesi gereken yerler; Schönburnn Sarayı, Hofburg Sarayı, Alt Belvedere Sarayı (Lower Belvedere). Biz bunların dışında Üst Belvedere Sarayı,(eğer Gustav Klimt'in Kiss tablosunu görmek istiyorsanız burayı da gezmelisiniz) Albertina, Sanat Tarihi Müzesi, Savaş Müzesi ve Stephan Katedralini gezdik. Çok istememize rağmen opera binasını gezemedik. Şehrin her tarafı tarihi binalarla çevrili, sokaklarında gezmek bile çok keyifli.
Ulaşım çok kolay, her istasyonda ulaşım haritası var. Yanlış bir yere gitmeniz imkansız gibi, tabii kaybolmak serbest ve eğlenceli. Bizde biraz kaybolduk, çoğunlukla da yanlış yöne binip bir durak sonra inip karşıya geçip yeniden bindik. 3 günlük bilet aldık, bileti bir defa okutmanız yeterli, her binişte okutmanıza hiç gerek yok. Bilet kontrolü her zaman yapılmıyor ama umulmadık zamanlarda yapılınca biletiniz olmayınca yüksek cezalar oluyormuş. Bu nedenle bilet almak en iyisi. Bizdeki gibi durağa gelmeden düğmeye basmıyorlar, otobüs vb. her durakta duruyor, durunca kapısındaki butona basıyorsunuz açılıyor. Binerkende her kapıdan biniliyor ve yine açmak için butona basılıyor.
Çeşmelerden su içiliyor.Lezzetli bir su, Alplerden geliyor.
Yazın gitmemize rağmen yağmurlu ve soğuktu. Giderken mutlaka hava durumuna bakılmalı. Tüm Avrupa şehirleri gibi düzenli, taşıt yolu, bisiklet yolu ve yaya yolu var. Yaya geçidinde taşıtlar geçmeniz için yol veriyor, en güzelide buydu. Hiç korna duymadık, yasakmış. Yine gelişmiş Avrupa şehirleri gibi erkenden dükkanlar kapanıyor, pazarları kafeler ve müzeler hariç her yer kapalı. Akşam 5'te insanlar evlerine çekilmeye başlıyor, şehir ölmeye başlıyor. Avrupa ülke insanının can sıkıntısını içki ve esrar gideriyor sanırım. Burada da esrar belli ölçülerde serbestmiş, dilenciler açım diye dilensede esrar için dileniyormuş. Ama bir defa para istedikten sonra bizimkiler gibi yakanıza yapışmadan uzaklaşıyorlarmış. Metroda ve sokaklarda bir kaç tane uyuşturunun etkisiyle yerlere yatmış insanlar gördük. Genel olarak; düzenli, yaşaması kolay, güvenli gibi duran, tarih kokan bir şehir. Ama yaşamak ister miyim ? Hayır, Türkiye özellikle İstanbul tüm kargaşasına rağmen daha canlı, hayat dolu bir şehir.
Bence mutlaka gezilmesi gereken yerler; Schönburnn Sarayı, Hofburg Sarayı, Alt Belvedere Sarayı (Lower Belvedere). Biz bunların dışında Üst Belvedere Sarayı,(eğer Gustav Klimt'in Kiss tablosunu görmek istiyorsanız burayı da gezmelisiniz) Albertina, Sanat Tarihi Müzesi, Savaş Müzesi ve Stephan Katedralini gezdik. Çok istememize rağmen opera binasını gezemedik. Şehrin her tarafı tarihi binalarla çevrili, sokaklarında gezmek bile çok keyifli.
Ulaşım çok kolay, her istasyonda ulaşım haritası var. Yanlış bir yere gitmeniz imkansız gibi, tabii kaybolmak serbest ve eğlenceli. Bizde biraz kaybolduk, çoğunlukla da yanlış yöne binip bir durak sonra inip karşıya geçip yeniden bindik. 3 günlük bilet aldık, bileti bir defa okutmanız yeterli, her binişte okutmanıza hiç gerek yok. Bilet kontrolü her zaman yapılmıyor ama umulmadık zamanlarda yapılınca biletiniz olmayınca yüksek cezalar oluyormuş. Bu nedenle bilet almak en iyisi. Bizdeki gibi durağa gelmeden düğmeye basmıyorlar, otobüs vb. her durakta duruyor, durunca kapısındaki butona basıyorsunuz açılıyor. Binerkende her kapıdan biniliyor ve yine açmak için butona basılıyor.
Çeşmelerden su içiliyor.Lezzetli bir su, Alplerden geliyor.
Yazın gitmemize rağmen yağmurlu ve soğuktu. Giderken mutlaka hava durumuna bakılmalı. Tüm Avrupa şehirleri gibi düzenli, taşıt yolu, bisiklet yolu ve yaya yolu var. Yaya geçidinde taşıtlar geçmeniz için yol veriyor, en güzelide buydu. Hiç korna duymadık, yasakmış. Yine gelişmiş Avrupa şehirleri gibi erkenden dükkanlar kapanıyor, pazarları kafeler ve müzeler hariç her yer kapalı. Akşam 5'te insanlar evlerine çekilmeye başlıyor, şehir ölmeye başlıyor. Avrupa ülke insanının can sıkıntısını içki ve esrar gideriyor sanırım. Burada da esrar belli ölçülerde serbestmiş, dilenciler açım diye dilensede esrar için dileniyormuş. Ama bir defa para istedikten sonra bizimkiler gibi yakanıza yapışmadan uzaklaşıyorlarmış. Metroda ve sokaklarda bir kaç tane uyuşturunun etkisiyle yerlere yatmış insanlar gördük. Genel olarak; düzenli, yaşaması kolay, güvenli gibi duran, tarih kokan bir şehir. Ama yaşamak ister miyim ? Hayır, Türkiye özellikle İstanbul tüm kargaşasına rağmen daha canlı, hayat dolu bir şehir.
28 Mayıs 2013 Salı
Viyana yolculuk hazırlıkları
Pasaportumu
çıkaralı 6 ay gibi bir zaman oluyor. 2 yıllık süresi dolmadan ilk uçak ve yurt
dışı seyahatimi yapmak istiyordum. Daha önce birkaç defa vazgeçtiğimiz
Viyana’da arkadaşımla karar kıldık. Daha önce hiç vize başvurusu yapmadığım
için ne yapılır bilmiyordum ve kutsal bilgi kaynağımız googledan başladım
araştırmaya. Maalesef bu işlerde para peşin oluyor. Avusturya turist vizesi
için ; herhangi bir Yapı Kredi şubesine 60 € vize bedeli, 29 tl telefonla
randevu bedeli, 3,5 tl ykb işlem bedeli ödüyor. Daha sonra dekontta yazan pin
numarasıyla 0212 373 58 25 nolu telefondan randevu alıyorsunuz. Bize 2 hafta
sonrasına randevu verdiler. Konsolosluk Yeniköy’de, 4.Levent’ten Sarıyer
otobüslerine veya Yeniköy minibüsüne binip hemen önünde iniyorsunuz. Vize
görüşmesi kısa sürüyor, ben bir odaya gireriz birkaç kişi sorguya çeker diye
düşünmüştüm fakat 3 vezne var, isminiz okununca oraya gidip evrakları teslim
edip görevlinin varsa bir iki sorusuna cevap veriyorsunuz. Bize 2 gün sonra
gelin dediler. Gittik 1 aylık vizemizi kaptık.
Gelelim
hazırlanacak evraklara ; vize randevusundan sonra gerekli evrakları mail olarak
gönderiyorlar. Ama nedense biz inanmadık sürekli araştırdık, oysaki hiç gerek
yok tamda maildeki evrakları istiyorlar. Yok efenim vergi levhasının
arkasınında fotokopisi olmalıymış, yok ıslak kaşe olmalıymış falanda falan.
Bize sordukları sadece otel ve uçak biletinin makbuzları oldu. Otel ve bilet
mail olarak geldiği için çıktısını eklemiştik, ödendiği nereden anlaşılıyor
falan dediler ama sorun olmadı yinede. Kredi kartı ektresinin eklenip, ilgili
ödemeler işaretlenirse iyi olur kanısındayım.
Avusturya Schengen Vizesi evrak sıralaması şu şekildedir :
1.
Uçak rezervasyonu
2.
seyehat sigortası
3.
otel rezervasyonu
4.
davetiye (varsa)
5.
calışma+izin belgesi (işveren
imzalı izin yazısı)
6.
maaş bordroları (son ay en üstte) (son 3 ay )
7.
SSK ise giriş belgesi
8.
SSK hizmet dökümü (internetten kendiniz alıyorsunuz)
9.
banka hesapları
10.
vergi levhası
11.
faaliyet belgesi (son 6 aylık ve aslı olmalı)
12.
imza sirküleri
13.
ticari sicil gazetesi
14.
var ise tapu (fotokopi)
15.
var ise evlilik cüzdanı (fotokopi)
16.
nufüs kayıt örneği
17.
pasaport fotokopileri (daha önce
vize aldıysanız onunda fotokopisi ve eski pasaport varsa onunda fotokopisi)
İşveren
izin yazım şu şekildeydi, şirket antetli kağıdına yazdım ve patron imzaladı
…….. ……ÜRETİM
DAĞITIM
VE TİC.LTD.ŞTİ.
……. CAD.
……SOK.NO…
……./ İSTANBUL
../../2013
Avusturya
Başkonsolosluğu İSTANBUL
Vize
Bölümüne,
Şirketimiz
çalışanlarından ….. …. ……/05/2013
& …/…./2013 tarihleri
arasında yıllık yasal iznini ülkenizi turistik
amaçlı ziyaret ederek kullanmak
istediğini belirtmiş ve bu nedenle işbu yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.
Seyahat dönüş tarihinden itibaren firmamızdaki ilgili bölümde çalışmalarına
devam edecektir.
istediğini belirtmiş ve bu nedenle işbu yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.
Seyahat dönüş tarihinden itibaren firmamızdaki ilgili bölümde çalışmalarına
devam edecektir.
Bilgilerinize.
Yetkili
Adı Soyadı: İmza:
Tüm Bu evrakları hazırlayıp bir de buradaki formu
istendiği gibi doldurup evraklarla teslim ettim. 2 adet fotoğraf yazmışlar ama
1 tane aldılar. Fotoğraf olayında gereksiz stres yaptım; 6 ay önce pasaport
için biyometrik fotoğraf çektirmiştim her ne kadar yeni fotoğraf isteselerde
ben bir daha masraf yapıp yeni çektirmek
istemedim. Aldım onu gittim, arkadaşla evrakları karşılaştırırken birde baktım
onun resmi mini minnacık benimki kocaman. Aman dedim şimdi yandık, 3 kuruştan
kaçarken başıma iş gelecek. Neyseki görevli aldı fotoğrafımı güzelce kesti,
küçülttü. Arkadaşımda schengen vizesinin
olduğu eski pasaportunu getirmeyi unutmuştu ama fotokopisi vardı, ona da aslı
nerede bunun demediler.Velhasıl vizemizi aldık, yakın zamanda kısa bir Viyana ziyaretine gidiyoruz....
Biletlerimizi tripstadan aldık. Thy biletleri olmasına rağmen buradaki sitelerde daha ucuz gözüküyor ama ödeme aşamasında 45-50 tl idi sanırım ekleme yapıyorlar. Thy ile kafa kafaya geldi diyebiliriz, acentedan alsaydık taksitte yaparlardı sanırım. Bu arada seyahat tarihi yaklaştıkça otel ve bilet fiyatı arttıkça artıyor.
oteli, bookingden bu oteli aldık. Bakalım nasıl çıkacak..
Biletlerimizi tripstadan aldık. Thy biletleri olmasına rağmen buradaki sitelerde daha ucuz gözüküyor ama ödeme aşamasında 45-50 tl idi sanırım ekleme yapıyorlar. Thy ile kafa kafaya geldi diyebiliriz, acentedan alsaydık taksitte yaparlardı sanırım. Bu arada seyahat tarihi yaklaştıkça otel ve bilet fiyatı arttıkça artıyor.
oteli, bookingden bu oteli aldık. Bakalım nasıl çıkacak..
B
bbb
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)