23 Kasım 2009 Pazartesi

Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan

O, işte...

Oruç Aruoba


 
Beni, bensiz yaşayamayacak kadar seviyor musun dedi.Sensiz yaşayamam ben dedi.Sensiz güçsüzüm dedi.
Kadın öylece baktı.Ne demeliydi,nasıl demeliydi.Sensiz de yaşayabilirim,tutunabilirim hayata nasıl diyebilirdi ki bu güçsüz adama.Sevmek onsuz da yaşayabileceğini ama onunla yaşamak istediğini demekti kadın için.Nasıl diyebilirdi? İşte o an ilahi bir güç bu şiiri gönderdi kadına.
Ama adam yine de anlamadı.Bensiz yaşayamamalısın dedi,yaşarsan sevmiyorsundur dedi.

28 Ekim 2009 Çarşamba

30



Birkaç gün önce doğumgünümdü.Artık 3lü rakamlara başladım.100 yıl bir asır demek ise dünya için,insan için her on yıl bir asırdır.Yeni bir çağa başladım.Sanırım olgunluğa yakınlık çağı.35 ten sonrası için olgunluk çağı diyebilirim.
29 yıl birşeyler öğrendim hayattan,tecrübe denilen hayat pratiğiyle kişilik rotamı oluşturdum.Bundan sonraki tavırlarımı,bundan önceki pratiklerim belirleyecek.

İlk 20 yıl su gibi geçti.Ne olduğunu tam anlayamadan,sürekli şunu yapsam bunu da yapayım diyerek geçti.
25 ten sonrası daha yavaş akmaya başladı,acılar daha acıtmaya başladı.Sevinçler ise çok kıymetli olmaya başlamıştı.

İnsan zamanın ne kadar hızlı geçtiğini en iyi kendinden küçüklerin o küçücük çocukların boyunu geçtiğini görünce anlıyor.Ne zaman büyüdüler bu kadar? Herşeyin hormonlusu olduğu gibi çocuklarında mı hormonlusu oluyordu yoksa.Yoksa gerçekten zaman göz açıp kapama hızında mı ilerliyordu?

Zamanla ilgili en güzel sözlerden birini Teoman yazmıştır."Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken,yıllar hayatlar geçiyor"


Yeni bir çağın ilk günlerini yaşarken,öğrendiklerimle daha temkinli davranıyorum hayata karşı.Peki neymiş bana öğretilenler?

Sadece kendime sakladığım sırlarım olmalıymış mutlaka.Çünkü herkesin varmış,herkes mutlaka kendine birşeyler saklıyormuş.Kimseye bütün sırlarını dökecek kadar güvenmeyecekmişsin,bunu güvensizlikten değil de kendine ait birşeylerin kalsın diye yapmalıymışsın.

Biraz politik olmaktan kime ne zarar gelir? İlla ki her denilene he demek gerekmez,genelde hiçbirşey dememek lazımmış.Bırak o anlatsın,içini döksün.Sen hayırlısı olsun,sen bilirsin gibi yuvarlak, suya sabuna dokunmayan laflar söylemeliymişsin.Böylelikle aynı fikirde olmayınca onunla tartışmaz,uyumlu,dinleyen,tarafsız arkadaş olursun.Nasıl olsa insanlar senin lafınla hareket etmezler değil mi,o zaman neden gereksiz yere tartışıp uyumsuz damgası yiyesin ki.

Ailen dışında kimseyi çok fazla benimsememek lazımmış.Zira dengeler çabuk değişiyor,bugün en iyi dostumsun dediğin yarın başka birinin dostu olabiliyor.Ne kadar az insan önemsersen o kadar az üzülürsün.Çünkü insanı en çok üzenlerden biri de en iyi dostu oluyor.Zaten çok dostunda olmamalı.Onlar sana dostum mu diyor sen de onayla ama kalbinde dost yeri açma herkese,bazıları sabun köpüğü gibi oluyor.
Önemsemezsen kırılmazsın da değil mi? Canları isteyince mi seni arıyorlar,bırak arasınlar.Kimseye küsüpte yalnız kalma.Gez toz eğlen onlarla,ama dertlerini derdin benimseme.Bırak anlatsınlar,dinle ve unut.

İşyerinde profesyonel olmak lazımmış.Kimseyle samimi olmamak (istisnalar hariç) ama küste olmamak lazımmış.Zira iş yapıyoruz,her an ona işimiz düşebilir,zor da kalmak istemeyiz değil mi? Ne kadar az özel hayat bilgisi o kadar iyi iş bilgisi olur bunu sakın unutma.

Hiçbir konuda fanatik olmamalıymışım.Hayat,siyah ve beyazdan oluşmuyor,kaskatı değil oldukça esnekmiş Usulca fikrimi söyleyip,gergin havadan kaçmalıymışım.Varsın karşımdaki düşünceme karşı çıksın,usulca susmalıymışım,fikrimin fanatiği olsam ne olur ki açlık mı biter savaşlar mı? Onlar bitmez ama ben gergin havadan nasibimi almamış olurum.Eve gittiğim de sinir küpü olmak yerine kitabımı açmış okuyor olurum.

Her konuda fikrim olmasa da olurmuş.Hatta fikrim olsa bile bunu herzaman dile getirmesem de olurmuş.Çünkü bazen çok bilmiş olmak iyi olmuyormuş.Bırak bazı bildiklerin sende kalsın,sana yük olmaz ki içindekiler.Zaten kişi bilmek istiyorsa bileni bulur mutlaka.

Her insanın ayrı haritası varmış,pusulanı doğru yöne çevirirsen herkesle anlaşabilirmişsin.Kimi eğlenceyi sever,kimi öğrenmeyi,kimi eleştiri ister,kimi onaylanmak.Dozunu iyi ayarlarsan herkesle bir noktaya kadar anlaşabilirmişsin.Noktanın sonrası dostluktur,eğer dostun değilse sabun köpüğü muhabbetten daha kolay ne olabilir ki sen söyle.

22 Ekim 2009 Perşembe

Yalan söyleyemem,kendimi kandıramamam.Özlüyorum seni bazen.Kışlık battaniyemizin altında seni arıyorum.Bazen kendimi battaniyeye sen gibi sarılırken buluyorum.Ansızın aklıma düşüveriyorsun.Yanımdayken ayırdına varamadığım parfümün kokusunu bir başkasında aldığımda bu onun kokusuydı diyorum.Sevmek birçok şeyi göze almaktır diyor şarkı.Sevmek yetmiyor diye karşılık veriyorum bende.Sevmek sadece başlatır,içinde huzur olmayan sevginin sonu anlık nefretler ve sondur.En sondayız sevgilim,öyle bir son ki hakimin karşısında bitmesini istiyorum deyince aramızdaki son bağda kopmuş olacak.




13 Ekim 2009 Salı



Git dedin,gittim
Ağladın dön dedin,döndüm.
Benim istediğim gibi ol dedin,yapamadım.
Gittim boynumu bükerek
Olsun yine gel dedin,geldim.
İstemiyorum git dedin,gittim.
Dön dedin,döndüm
Döndüm ama her seferinde parçam eksildi
Git dedin,bir daha dönmemek üzere gittim.
Dön dedin,artık duymadım seni.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

İmkansızın Şarkısı


Vatanabe,Kizuki,Naoko,Reiki,Midori.

Kitap genelde bu kişiler arasında geçiyor.Vatanabe esas oğlanımız,bu kitapta beni en çok etkileyen o oldu.Hep Vatanabe gibi olmak istemişim bunu farkettim.Ego peşinde olmayan birine benziyor,insanları olduğu gibi kabul etmiş,onları pohpohlamıyor ama kırıcı da değil.Cafcaflı uzun cümleler hiç kurmuyor,coşkulu cümleleri yok ama sinirli öfkelide değil.Kendi fikrini söylüyor fazla üstüne düşmeden,savunucu olmadan.

Vatanabe gibi bir karakter olmasaydı,bu kitapta yarım kalmış kitaplarımın içinde olurdu.Vatanabe sıradanlığın içinde herkesin göremeyeceği farklılıkları olan biri,duruşunu bozmadan kendiyle karşıt görüştekilerle birlikte olabiliyor.


Vatanabe olmak vardı bu küçük dünyada.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Poz Kızları

Poz vermeyi beceremeyen bir insanım.En fazla biraz tebessüm edip hafiften dişlerimi gösteriyorum.Dişlerimin ortası aralık olduğundan onlarıda çok göstermek istemiyorum,tamamen göstermeyincede bu sefer dudaklarım komik oluyor.Kısacası poz verme becerisine sahip değilim.Etrafımdaki kadınlara bakıyorum sanki annesinden poz vererek doğmuş gibiler.Doğduklarında doktor kıçlarına vurunca ağlarken bile poz vererek ağlamış gibiler.Bu nasıl bir yetenektir böyle,bende de olsun isterim bu yetenekten ama maalesef aradığım yeteneğe şu an ulaşılamıyor.
Galiba bu yetenek biraz özgüven ve pratik işi.Kameraya bakarken bu resmi başkalarıda görecek benim hakkımda güzel düşünsünler diye düşünüyor olabilirler,poz veren mankenlerden kopya çekiyor da olabilirler.Ama içten gelen yeteneklerinide göz ardı edemeyiz.Benimde ayna karşısında poz denemelerim olmadı desem yalan olur.Ama henüz istediğim pozu yakalayamadım.Siz beni çaktırmadan çekin öyle daha doğal pozlar veriyorum...

Not:Erkekleride unutmamak lazım,kadınlardan daha meraklı oluyorlar sanki poz vermeye...

Güzel poz vermenin sırları için bakınız www.habercinim.com/haber_detayi.asp?id=3737

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Pes doğrusu


Emre Bey bir röportajında ‘Çağla’yı şu an aldatmam ama ilerisi için bir şey diyemem’ diye açıklama yapmış. Bu durum sizi kızdırdı mı?Ne diyeyim ki şimdi (Gülüyor). Hiç kızmadım. Emre bir şey söylüyorsa gerçekten anlatmak istediği bir şey vardır. Emre asla boş konuşan, palavradan ‘Hayatım boyunca aldatmam’ diyecek bir adam değil. O şu andaki duygularından bahsetmiş, ilerisini sormak da saçmadır. Ben de bilemem, sen de bilemezsin, hiç kimse bilemez. Tabii ki şu anda birbirimize olan saygımız sevgimiz, aşkımız, heyecanımız aldatma duygusundan bizi çok uzak tutuyor. Ama önümüzdeki sene ne yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bu aşk, saygı ve sevgi devam ederse tabii ki aldatma olmaz. Hayatımın sonuna kadar deyip saçmalamanın bir anlamı yok. Bazı şeyler bitmezse, yürütebilirsen devam eder. Günün birinde evlilik yıpratılırsa aldatılabilirim ya da aldatabilirim.


Sabah milliyet de bu haberi okuyunca ağzım açık kaldı desem abartmış olmam.Daha yeni evlenmiş,gözleri yolda bebek bekleyen bir ailenin söylediği sözler bunlar.Aldatmak sebebi ne olursa olsun çok çirkin bir davranış,büyük bir hakarettir.Çağla hanım kocası için o palavradan hayatım boyunca aldatmam diyecek bir adam değil diyor.Demek ki ileride aldatabileceğini söylemek bir dürüstlük ibaresi.Oysaki dürüst bir insan bence şöyle der "Eşimi asla aldatmam,aldatmak o güne kadar yaşadığımız tüm güzelliklere bir hakarettir,doğacak çocuğumuza bir hakarettir,böyle bir duyguyu ne eşime ne de çocuğuma yaşatırım.Ama günün birinde aramızdaki sevgi biterse,mutsuzluk baş gösterirse o noktada eşimi karşıma alırım.Bu şekilde devam edemeyeceğimi söylerim,birlikte bir karar veririz."

Bu insanlar gençlere örnek oluyorlar.Evlenme aşamasındaki insanlar bu insanlardan etkileniyorlar,şimdi bu sözleri okuyan biri aldatmanın normal birşey olduğunu düşünmez mi?

Sen romantik bir düğün yap,eşinin gözlerinin içine bakarak şarkılar söyle bu düğünde,sonra da bir gün aldatabilirim de.Pes doğrusu...