22 Ekim 2012 Pazartesi

Hürrem Sultan


  Muhteşem yüzyıl dalgası sanata da yansımış ve İstanbul Devlet Opera Balesi, Hürrem Sultan'ı baleye uyarlamış. Pek de güzel olmuş. Bale izlemeye çok geç kalmışım onu anladım. Bale,opera gibi sanatlar nedense zengin sanatı gibi düşünülür.

Hürrem Sultan, Akm kapatıldığından dolayı Kadıköy Süreyya Operası'nda gösteriliyor. Biraz küçük olsada dekorasyonu oldukça güzel, yüksek tavandan gözlerinizi alamıyorsunuz. 3 katlı olan salonda loca sistemi de var. Bizim loca biraz kenardaydı ama yinede sahneyi görmede sıkıntı yaşamadık. Oyun toplam 2 saat sürüyor. 1.perde bitmeden bale olarak halk oyunu gösterisi yapıldı. Oyunla hiç bağlantısı olmadığı için ayrı bir şey olarak düşündük. Oldukça güzeldi.

Gösteri ilk başladığında bir konuşma duymağı isteği belirdi içimde ilk defa gitmenin getirdiği bir yanılgı olmalı. Kısa süre sonra geçiyor :) Bale yapmak oldukça disiplin gerektiren zor bir sanat ve oldukça da yorucu. Balet ve balerinler nefes nefese kaldılar.

Müzik ve zarafetin birleştiği görsel bir şölen. Bilet bulmak zor olsada şansınızı deneyin derim.

bilgi

27 Eylül 2012 Perşembe

Sabah yıldızı, Sabahattin Ali

Sabahattin Ali'yi çok geç farkettim. Kürk Mantolu Madonna bir çok kişi gibi ilk okuduğum kitabıydı. Sonrasında İçimizdeki Şeytanı okudum. Hakkında bir çok şey okudum. Ve belgeselinin yapıldığını duyunca üstelik sadece bir salonda gösterildiğini öğrenince gitmem farz oldu. Koskoca İstanbul'da sadece bir sinemanın bir salonunda kısa bir süre gösteriliyor. Bildiğim kadarıyla da bugün vizyondan kalkıyor. Sırf bunun için bile gidip izlenmeli diyorum. Böyle yapımlara destek olmak boynumuzun borcudur.

Belgesele gelirsek; daha iyi olabilirmiş.Madem sinema salonunda gösteriliyor biraz daha sinematografik olabilirdi. Sadece bu belgeselden Sabahattin Ali'yi tanıyacak olanlar için yazar, içindeki çocuğu muhafaza etmiş, zııpır, hayatın dramına gülerek bakan bir profil çiziyor. Zira bendede bu duyguları uyandırdı ve bu adam içimizdeki şeytan gibi bir romanı nasıl yazabilmiş dedim. Belkide demagoji yapmaktan çekinmiştir yönetmen ama böyle olunca da eksik kalmış bence Sabahattin Ali'yi tanıtma konusunda. Çektiği acılar daha vurucu bir şekilde anlatılabilirdi zira bunlar gerçek acılardır abartmaya bile gerek yoktur. En dramatik bölüm yazarın ölümünün, öldürülüşünün anlatıldığı yerdir. Mezarının ordan oraya taşınması ve tıpkı gerçek katilleri gibi mezarının da halen bilinememesi. Bu ülkede diye sonlandırmak istemiyorum çünkü her ülkede var böyle şeyler, her ülkede vatanını,ülkesini seven bunların çıkarlarını kendi çıkarları üstünde tutan güzel, kıymetli insanlar bir şekilde ortadan kaldırılıyor...

Sabahattin Ali şiirlerinden bestelenen bir kaç şarkı

Sabahattin Ali şarkıları

21 Eylül 2012 Cuma

Kör Baykuş, Sadık Hidayet

 İran edebiyatından okuduğum ilk yazar oldu Sadık Hidayet. Nette biraz araştırdığınızda Kör Baykuş'un ne kadar sevilip, okunduğunu görebilirsiniz. Bu yorumlar beni etkiledi mi ? Elbette etkiledi. Oldukça ince, bir çırpıda biter hissi veren bir novella Kör Baykuş.

İlk sayfalarda anlamakta zorlandım açıkcası, sonrasında biraz araştırma yapıp acaba ne anlatmak istemiş diye baktığımda biraz daha kafama oturdu, anlaşılır oldu. Ama yetmedi diyebilirim. Ve sorgulamaya başladım. Acaba bir kitap araştırma gerektirmeden okuyucu için anlaşılır olsa daha iyi olmaz mı ? Elbette kolayca aksın gitsin, basit konular anlatılsın demiyorum ama bazen öyle öznel ve simgesel yazılıyor ki yazarın hayat hikayesini, ülkesinin durumunu bilmeden yazılanları anlamak mümkün olmuyor. Kör Baykuş'ta  hala anlamadığım simgeler var. Mesela kahpe kadın neyi simgeliyor ? Nereye çeksen oraya gider bir durumu var simgeli anlatımların. Yazarın o anki psikolojik durumunu bilebilsek daha kolay olurdu anlaşılması.

Novella olarak beni en çok etkileyenlerinden birkaçı Satranç ve Yabancı'dır. Onlarda da simgesel bir anlatım var fakat okuyucuyla bağ kurabildiklerini düşünüyorum. Etkileyeci ve oldukça çarpıcılar.

Sonuç olarak Kör baykuş'u da okuyunuz, her kitap bir insanı ve bir ülkeyi tanımaktır çünkü.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kadına bakış

Devletimizin kadına bakışı ortada maalesef, tecavüze uğrayanlar ve tecavüz edenler arasında mantığa akla vicdana tamamen ters olan yaptırımlar uygulanıyor. Kim mağdur vicdanen belli iken verilen kararlar, söylenen sözler iç sızlatıyor. Bugün öğrendim ki devletimizin bakış açısı şirkettede tamamen uygulanmakta. Aklın yolu birdir gibi güzide bir sözümüz varken böylesine akıl dışı hareketler dehşete düşürüyor insanı.

Çalışan bir kadın düşünün, erkek çalışanın sözlü tacizine maruz kalıyor hem de bir kaç defa !!! Etrafındakiler ise hiç müdahele etmiyor ne de olsa kavgaya meraklı bir toplumuz. Bize eğlence çıksın yeter !!! Kadın bu terbiyesizce davranış karşısında kendisine hakim olamayarak elindeki tuttuğu bıçağı adama doğru ayağını denk al minvalinde sallıyor. Ve adam şikayetçi oluyor, tutulan tutanak şu şekilde : Muhabbet ediyorduk birden bıçağı üstüme doğru salladı !!! ve bu tutanak kadına - İmzalamazsan bu yazıyı evine göndeririz diyerek zorla imzalattırılıyor. Kadın imzalamasında ne yapsın, evine giden yazıyı kocası,abisi okur ve varın gerisini siz düşünün.

Düşman içimizde derler ya bu da böyle bir şey işte.

24 Ağustos 2012 Cuma

Kayıp postalar !!!

Nedense gönderdiğim postalar bir türlü sahiplerine ulaşamıyor, kayboluyorlar. Yılbaşı etkinliğinde gönderdiğim kartlar buhar oldular, geç gönderdim arada kaynadı bayram kartlarını biraz daha erken göndereyim dedim yine buhar olmuşlar. Yurtdışına önemli bir posta gönderdim o da buhar ! Bugün postaneye gittim ne oldu benim postaya, kayboldu mu acaba dedim. Görevli biz akşamında teslim ediyoruz, kaybolmaz gider dedi. 10 günde gitmemiş daha ne zaman gidecek yahu ? Bir de demez mi takip kağıdınız varsa !!!!
O ne dedim vermediniz dedim. İstemeniz lazım, istemezseniz vermeyiz dedi. Ah yurdum kurumları birinizde düzgün çalışın be !

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Leylak dalının sayfasında gördüğüm etkinliğe hevesle katılıyorum. Okunmayı bekleyen kitaplarımı gözler önüne seriyorum belki utanırda okurum :)



15 Ağustos 2012 Çarşamba

15 yıl sonrası

kedicik beni mimlemiş, bu vesileyle yazmışda oluyorum. Teşekkürler kedicik...

15 yıl sonra ?  Off off önce bir yutkunayım sonra yazayım o zaman tam 47 yaşında olacağım. Hayatımın ikinci  baharında :) Artık insanlar yaşlanmıyorlar önce bunu diyeyimde rahat edeyim. O yaşta 12-13 yaşında şirin mi şirin akıllı mı akıllı bir çocuğum olsun yanımda isterim. Evet aramızda biraz yaş farkı olacak ama ne yapalım hayat şartları. Yurt dışından dönüp ( yakında gitmeyi düşünüyorum :)Ege'de sakin,güzel bir sahil kasabasında huzurun tadını çıkarıyor olmak isterim minik ailemizle. Her gün gelen misafirler,lezzetli sofralar,arada gidilen gezilen yeni yerler. Bir dolu kitapla koca bir kütüphane. Serin yaz akşamları,keyifli sohbetler. Daha emekli olmamış olacağım demek ki daha yaşlanmama vakit var :)

Bir tatlı huzur, hayat başka nedir ki ?