5 Nisan 2013 Cuma

   Yazmayalı baya zaman oldu sanırım. Anladım ki keyfim yerindeyken daha doğrusu hayatımda yaptıklarımı, gezdiklerimi anlatabileceğim biri varsa buraya yazmıyorum. Geçen gün yalnızlıkla ilgili güzel bir şey okudum. Yalnızlık; size kapıyı açan birinin olması değil sevdiğiniz, öğrendiğiniz bir şeyi paylaşacak biri olmamasıdır. Evet ne büyük ihtiyaç çoğumuz için paylaşacak birinin olması. Ortak noktalarımız olan arkadaşlarımız olabilir ama aynı şey için aynı heyecanı duyabileceğimiz birisi olması zor ihtimal. Bu ihtimal gerçekleştiğinde ve hele ki bu insana karşı içimizde aşk varsa işte bu mucize gibi bir şey oluyor. Gördüğünüz, dinlediğiniz, sevdiğiniz her şeyi ama her şeyi onunla paylaşmak istiyorsunuz. Uzaklarda da olsa  gönderilen kahve fotoğrafıyla o masada sizinle yanıbaşınızda oturuyor oluyor. Uzatsan elini tutacak gibi.

Ve sonra... ve sonra mesafelerin zor olduğu gerçeği ortaya çıkıyor, masada yalnız kalıyorum. Ve bloga geri dönüş.

Bu aralarda kitap okumaya tam gaz devam ediyorum. Mrs.Dalloway, Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı, Hayvanlar Çiftliği, İçimizdeki Şeytan, Tutunamayanlar... Şu an Otuzların Kadınını okuyorum. Tavsiye ederim, iyi geliyor.


2 yorum:

Buket dedi ki...

otuzların kitabı ben de de var . okunmaz mı hiç!

emili dedi ki...

Evet, oldukça güzel tadını çıkarabilmek için yavaş yavaş okuyorum