23 Aralık 2011 Cuma

Aşk Üzerine, Alain de Botton

Aslında yazarın Felsefenin Tesellisi adlı kitabını alacaktım ama indirimde bu kitabını görünce dayanamadım aldım.

Yazar bir aşkı ta en başından alıp en sonuna götürerek aşkın evrelerini bazen mizahi,bazen felsefi,bazen de gerçekçi bir şekilde anlatıyor. Okurken kendinizden izler bulup tebessüm etmemeniz olası değil.

Aşk iki kişi arasında oldukça özel ve özneldir tabii ki ve herkesin aşkı kendine özeldir. Her insanda farklı bakış açıları,farklı davranışlar,duygular yaşayacağımız kadar da benzersizdir. Ama bir o kadar da aynıdır zira kitap bu aynılıklar üzerine yazılmış.

İlk tanıştığımızda hemen kendimizle ilgili benzerlikler bulmak isteriz ve mutlaka buluruz.
Karşılaşmamızdaki mucizeleri ortaya çıkarırız.
O ruh ikizimizdir,cümlelerimizi tamamlar,bizi bizden iyi tanır.
O her şeyimiz olmuştur,diğerlerinden çok farklıdır.
Aşkın doruklarındayızdır,her an onu düşünür onsuz bir hayat düşünemeyiz
Zamanla kötü taraflarını fark etmeye başlarız,acaba doğru insan o mu diye düşünmeye başlamışızdır artık
Bir süre sonra ne yapsa batmaya başlar,bir bardak suda fırtınalar kopmaya başlar
Bu sırada daha az sevmeye başlamışızdır,onun gözleri de eskisi gibi bakmamaya başlamıştır.
Kendimizi bir kenara bırakıp onu ve sevgisini sorgulamaya başlarız,neden eskisi gibi bakmıyor ?
Sorular,sorgulamalar,izlemeler,varsayımlar...
Ve bir gün nihai son...
Hayır onsuz yapamam,o benim her şeyimdi. Bu dünya'ya onsuz katlanamam ki ! O iyi biri ben onu hak etmiyorum.
Ben daha iyilerini hak ediyorum,kendi kaybetti deriz ve içten içe kendimizi soğutmaya başlarız. Belki acımız hafifler biraz.
Kötü özelliklerini aklımıza getirir,hakkında kötü şeyler düşünür ve iyice katılaştırırız kalbimizi.
Bir daha kimseyi sevmeyeceğim,güvenmeyeceğim dönemi de güzel bir çift gözü farkedince biter gider..
Ve en baştan başlar her şey...

Aşkı ve evrelerini daha iyi görmek için okunması gereken güzel bir kitap. Tavsiye ederim.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Son reklam trendi

Artık televizyon programlarının,dizilerin reklamlar için yapıldığına eminim. Yoksa herkes emindi de ben mi geç kaldım :) Bazen saflığım tutuyor işte.

Uzun süren reklamlara,yemek masasında cola şişesine,dizinin hüzünlü bölümünde bilboardda ki Uno ekmek reklamına alıştıkta,reklam için dizi de bölüm yapılmasına son zamanlarda tanık oldum. Oyunculardan birinin üstüne sözde kazara birşey dökülüyor ve hop karşımızda dizinin kostüm sorumlusu abla, sen nereden çıktı bu çay da nasıl döküldü diye düşünürken bir bakmışız dizinin içinde reklam izlemişiz. Tamam diziler, programlar beynimizi uyuşturup kafamızı karıştırıp devlet meselelerinden uzaklaşalım diye yapılıyor ama bu kadar da saf yerine koymayın bizi !

19 Aralık 2011 Pazartesi

2012'de 12 dilek

Sanırım bu sene benimde yeni yıla pek giresim yok. Hani bir reklam var ya istemiyorum yeni yıla girmek istemiyorum diyor adam. Ben o kadarını söylemesem de her yıl içimde olan herşey güzel olacak enerjisi ya da kandırmacası bu yıl yok bende. Ama ne yapalım başa gelen çekilirmiş,el mahkum gireceğim ve payıma düşenleri yaşayacağım. Umarım bu sene güzel şeyler gelir başıma. Gelelim mim konusuna üç ünsüz içinde iki ünlü beni mimleniş. 2012'den istediğim 12 dilek. 12 tane çok gibi geldi ama şansımı bir deneyeceğim.Belki de düşündüğümden fazla istekliyimdir bu sene için.
Birkaç arkadaşımdan çift sayıların insana iyi geldiğini duydum,kimbilir belki de gerçekten iyi gelir ;)

* Herşeyden önce her işin başı sağlık deyip ilk olarak sağlık,huzur,mutluluk istiyorum. Zira içinde huzur olmayan bir aşk bile çok kolay nefrete dönebiliyor. Varın gerisini siz düşünün.

** Küçük,sıcak,mümkünse ahşap bir ev istiyorum. Bir odası kitaplar,cdler,dergilerle dolu olmalı. Ağırlıklı beyaz olmalı ve mor küçük yastıkları,mor süsleri olmalı. İçine girdiğimde ferahlık hissetmeliyim.

***Ve içinde güzel filmler izleyebileceğim,omzunda ağlayabileceğim,kahkalarımızla komşuları rahatsız edebileceğimiz bir adam olmalı. Dışardan bakıldığında gayet sıradan,sürprizsiz gözüküp sürprizleri bana saklı olan bir adam...

**** Bol bol gezmek istiyorum bu sene. Öncelikle Karadeniz'i gezmek istiyorum. Sırtımda çanta, ver elini güzel yerler,görülmemiş güzellikler demek istiyorum.

***** Yeni arkadaşlar istiyorum. Yeni ortamlar,yeni insanlar,yeni hayatlar görmek tanımak istiyorum.

****** İnsanları daha fazla sevebilmeyi istiyorum. Yaptıkları tutarsızlıklara,dedikodulara,kötülüklere rağmen onları sevebilmek ya da kötülüklerini içimde saklı tutarak onlarla konuşabilmek istiyorum.Daha sevecen olabilmeyi istiyorum.

******Güzel sürprizler istiyorum.


Bu kadar :)

16 Aralık 2011 Cuma

              Kendi bahçesinde dal olamayanın biri 
                              Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor !!!!
                                                           (Özdemir Asaf)


11 Aralık 2011 Pazar

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an, yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece, hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
Çünkü gün gelir, verecek hiçbir şeyin kalmaz.

Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.

Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki, yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için…

Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel…

Ve unutma; aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir…
  

Bukowski

Yakında postalanacaklar :)

8 Aralık 2011 Perşembe

Nasıl yaşamalı ?

Hiçbirşeyle varlığının artmayacağını
Ve eksikliğiyle azalmayacağını bilerek
Gelene ve gidene aldırış etmeden
Fakat elinde bulunana şükrederek
Olanın ve olmayanın endişesini duymadan
Ama her olanda bir hayır olduğunu bilerek
Hareket ve sükûna muhtaç olmadan
Yalnız ve ancak "var olmanın" tadını duyarak
Ve o tadı mevcûdâta duyurarak
Pür zevk
Pür neşe ve şevk
Yaşayacaksın...

Arzu Eylül Yalçınkaya

2 Aralık 2011 Cuma

Kirpinin Zarafeti, Muriel Barbery

"Hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum. Fazlasıyla umutsuzluk. Ama aynı zamanda, güzel bir iki an."

Kirpinin Zarafeti , son sayfasında bu can alıcı cümleler yazıyor. Benim düsturum olan bir söz de "Mutluluk bir varış değil,yolculuktur" der. Hep mutlu,hep güzel bir hayat olamaz. Her anını keyfile yaşadığımız bir hayat ütopyadan öteye gidemez sanırım. Ancak mutlu anlar,mutlu zaman dilimleri vardır. Birçoğumuz hayatımızın hep mutlu geçmesini bekler bu durumun zıttı karşısında depresyona girer,melankolik takılır,arabeske bağlarız. Oysaki hayatı iyisiyle kötüsüyle kabul etmeliyiz. Başımıza gelen şeyleri olgunlukla karşılayıp,dersler çıkarmaya çalışırsak daha iyi olacağımızı düşünüyorum. Kendi hayatıma baktığımda başıma gelen kötü şeylerden öyle dersler çıkarmışım ki bunları yaşamasam asla alayamayacağım dersler. Tabi insan bunları sıcağı sıcağına anlayamıyor,biraz zaman geçip yatışınca,sakin kafayla daha net görebiliyor gözyaşlarının ardındaki gerçekleri.
Zaman herşeyin ilacıdır her ne kadar sıradan bir laf gibi dilimize pelesenk olduysa da aslında içinde kocaman bir gerçeği barındıran,yaşanmışlık barındıran bir nasihattır. İnsanın anayasasının başına ekleyeceği ilk cümle olmalıdır, zaman herşeyin ilacıdır.

Gelelim kitabımıza,çok fazla şey yazmak istemiyorum. Eminim birçok kişi çoktan okumuştur kitabı. Güzel,akıcı,zaman zaman fazla felsefi gelse de gayet akıcı bir dile sahip. Hatta komik bile..Romanın iki kadın karakteri de zeki,entellektüel olmalarının yanında esprililerde. Biraz kendimi buldum desem yalan olmaz biraz da keşke böyle bir arkadaşım olsaydı dedim. Sonuç olarak pişman olmayacağınız,kütüphanenizde olması gereken bir roman.

Not: D&R'da %25 indirimli...


29 Kasım 2011 Salı

Muz kabuğuna basmışta kıç üstü yere oturmuş gibi hissediyorum kendimi. Düşmanın dışardan olmasına alışmıştım da bu kadar içerden canımın kenarından olmasına pek şaşırdım.Neden şaşırıyorum onu da hiç anlamadım. Dememişler mi düşman en yakınlardan çıkar, insan insanın kurdudur diye. Zaman zaman ufak tefek sıkıntılar,laf sokmalar olmuştu ama bu kadar ötekileştirilmemiştim. Bu kadar sen ayrısın denilmemişti ya da ben farketmemiştim. Empati dediğimiz başımıza gelmeden kendimizi karşıdakinin yerine koyup,onu anlamak değil midir. Eğer anlaman için başına gelmesi gerekiyorsa merak etme o da olacaktır.

27 Kasım 2011 Pazar

Bitse de gitsek

Kendimde farkettiğim şeylerden biri de sona odaklı olmam. Mesela okuduğum kitap hemen bitsin istiyorum böyle olunca da dikkatim dağılıyor,bir çok ayrıntıyı fark etmiyorum. Bir yere mi gittim, yiyip içelm gidelim istiyorum. Hatta yoga yaparken bile ders bitince nerelere gideceğimi düşünüyorum, 1 saat geçmek bilmedi diye düşünüyorum. Sevdiğim şeyleri de yapsam, bitse de gitsek modum hiç değişmiyor. Enteresan !!!

26 Eylül 2011 Pazartesi

Beni hayatının dışında tutmaya çalışan,yalnızlaştırmaya çalışan birinin bu kadar hayatımın içine girmesi arkadaşlarımın çoğunun ağzından onun adımı duymam tüylerimi diken diken ediyor. Hiç ummadığım insanların dudaklarında o ismi duyduğumda kafamı duvarlara vurasım geliyor... Bu gereksiz sanal samimiyetler midemi bulandırıyor, bir kere bile gerçek sohbeti olmayan insanların birbileriyle bu kadar canım,cicim,birtanemli konuşmalarına aklım ermiyor bir türlü. Yahu bende mi sorun var, ben sizi doğru düzgün tanıştırmadım bile nereden geliyor bu vıcık vıcık samimiyet. Şu hükümet bir güzellik yapıp facebook erişimini kapatsa en çok ben sevineceğim.

Off sevgili günlük içimi döktüm biraz olsun rahatladım.

Yalnız olmadığımı bilmekte güzel Bakınız

25 Eylül 2011 Pazar

Eski dostlar başkadır...

Bir haftalık kısa tatilimi arkadaşlarımla özlem gidererek geçirdim. Düzce'de güzel şirin bir evde 2 güzel ve oldukça yaramaz çocukla ve dostum olan güzel bir anneyle birkaç gün geçirdim. Kadının anne olunca ne kadar değiştiğini,çocuğunu nasıl da içine çeke çeke sevişini gördüm. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, abladan abiye ilden ile konar göçer yaşayan küçük bir kızın kaderinin kocasının işinden dolayı hala konar göçer olduğunu görmek biraz üzse de en azından kendi ailesiyle olduğunu bilmek içimi biraz rahat ettirdi. Belki de kaderler nasıl başladıysa öyle gidiyordur. Ben zaten insanın hayatını birden bire değiştiren mucizelerin sadece mutlu filmlerde olduğunu düşünürüm.Burda fon olarak Sezen Aksu şarkısı iyi gider hazır damara bağlamışken :) Kaderrrr kahpe kader ağlarını ördün mü, yardan yok bir haber yar öldün mü kaldın mı...

Canım dostumla vedalaşıp çantamı sırtıma yüklenip manzaranın muhteşem olduğu Akçakoca'ya yol aldım. Karadeniz'in hırçın dalgaları yoktu vardığımda .Yağmur yağmış güneş açmaya başlamıştı. Deniz fırtına sonrası sakinliğindeydi,sonbaharın hüznü gelmişti sanki. Eylül en sevdiğim ay her yerde ayrı güzeldi işte. Sonbaharın o sakin bazen hüzünlü havası başlamıştı işte. Ekimin gelmesiyle yapraklar dökülecek,çiçekler boynunu bükecek,yağmurlar iyice yağacak, hava daha erken kararacaktı.... Ve biz bir daha ki yazı bekleyecektik içimizde yeni hayaller eskimeyen umutlarla...

Akçakoca'da ki ev sahibimle keyifli sohbetler yaptık elbette,güzel insanlar tanıdım. Yeni gezi planları yaptık. Belki de Ekim'de İzmir'de olacağız. Bakalım orada bizi neler bekleyecek. Sohbet kahvesiz olmazdı elbette denize karşı güzel bir kahve yanında da lokum elbette. Küçük şeylerden mutlu olmanın öneminden bahsettik,yaşadığın andan keyif almaktan. Hayatın sırrı,değiştiremeyeceğin şeyleri kabul edip küçük şeylerden mutlu olmaktı bizce. Tabii ki bitmez tükenmez konu kadın erkek ilişkilerinden de epeyce bahsettik. Elbette ki çözüm bulamadık :)

Güzel,keyifli bir hafta geçirdikten sonra bana bunları yapmam için gereken parayı veren işyerine dönme zamanı geldi çattı. Ne yapalım neydi hayatın altın kuralı değiştiremeyeceğin şeyleri kabul edip,küçük şeylerle mutlu olmak :)






18 Eylül 2011 Pazar

Bir günlüğüne erkek olsam ne yapardım ?

İlk defa mimlendim, vladimir'e teşekkür ediyorum ve çok zor bir mim olduğunu belirtmeden geçmek istemiyorum :)  Bir günlüğüne erkek olsam ne yapardım ?
Dünya'nın erkekler için yaratıldığını düşünen biri olarak bir daha doğsam erkek olmak isterdim. Lükus hayat dedikleri erkekler için olsa gerek diyerek feminist damarımı ufaktan açık ederekten neler yapacağımı düşünmeye başlıyorum. İşin tezatı bu kadar erkek olmaya hevesliyken  aklıma erkek olunca  neler yapmak isteyeceğim pek gelmiyor.

Düşündüm düşündüm ve tatilde bir erkek olmnaya karar verdim.

Bir günlüğüne erkek tatilde...

3 tişört, 2 şort ,1 terlik ve 1 ayakkabıdan oluşan valizimi yarım saat içinde hazır ederek yola koyuluyorum. (Belirtmeden geçemeyeceğim bir kadın için bu iş 2-3 gün sürebilir) Otelime vardıktan sonra plaja iner göğsümü gere gere  denize girerim.Şuram buram göründü derdi olmadan balık gibi yüzerim sularda,sonra çıkar selülit,kıl tüy derdim olmadan yürüye yürüye atarım kendimi kumlara. Saçımı taramama da gerek yok tabii aman çilim çıkmadan hemen kremimi süreyim diye düşünmeme de gerek yok

Biraz güneşlenip uyuduktan sonra sıra etrafa göz atmaya geldi. Etraftaki güzelleri de süzüp göz zevkimi de tatmin ettikten sonra e biraz karnım acıktı tabii. Hop dedim bir çırpıda kalktım, üstüme bir şey almaya gerek olmadan doğru yemeğe. Erkek metabolizması daha hızlı çalıştığı için biraz fazla kaçırmamda sorun yok tabii. Odama gidip minik bavulumu açıp güzel bir tişört seçip şortumun üstüne giyip terliklerimle güzel bir kombin oluşturarak gecenin nabzını yoklamaya gidiyorum. Şimdi kadın olsaydım tek başıma gitmek zor olurdu tabii neyse ki erkeğim. Tek de olsam asla sorun olmaz,biraz eğlendikten sonra yine tek başıma sokaklarda dolaşa dolaşa otelime gidiyorum. Ve erkekliğin son anlarınında keyfini böyle çıkararak uykuya dalıyorum.

8 Eylül 2011 Perşembe

Türk Kahvesi

Türk kahvesine bayılıyorummm hele o kokusu yok mu şöyle derinden bir nefes alası geliyor insanın. İşyerinde sadece kaymak tabakaya kahve yapıldığı için bu güzel tattan mahrumdum. Ta ki bugüne kadar,meğerse hazır türk kahvesi çıkmış. Allah bilir çıkalı ne çok zaman olmuştur. Olsun bugün öğrendim ya artık hergün ayılmak için bir tane içerim. Bugünlük kağıt bardakla idare ettim ama hemen kendime güzel bir fincan alacağım zira türk kahvesinin keyfi güzel bir fincan ve çikolatayla çıkar. Sıkıcı işyerimde kendime güzel bir avunma buldum yaşasınnnn.

Shazili

Shazili markamız adını Şeyh Şazili’den esinlenerek aldı. Şeyh Şazili 14. yüzyıl sonlarında Yemen’de yaşamış bir Sufi Şeyhi’dir. Kahveyi ilk içtiği rivayet edilen kişilerden biridir. Anadolu’da kahve falı için kahve fincanı kapatılırken Şeyh Şazili ruhuna fatiha okunurmuş

1 Eylül 2011 Perşembe

30 gün akşam ezanını can kulağıyla bekle sonra hemen bayramın ilk günü ezanın varlıığını bile unut. İnsan böyle de acayip bir varlık işte,hasretle beklediğini bir günde unutabiliyor da.

Bayramın son günü hariç hep evdeydim,bugün ve yarın da  işte olacağım. Evde de bayram geçmiyormuş,tv'de hiç bir şey olmuyor,insan dizilere hasret kalıyor. Meğerse diziler ne kadar önemliymiş küçük hayatımızda. Kanallarda anlaşmış gibi animasyon filmlerine sarmışlar,her kanalda aynı tür. Tamam severim ama her günde izlenmiyor ki insan iki insan ne bileyim romantik birşeyler görmek istiyor. Tnt'de p.s. i love you vardı sinemada izlemiştim,ne güzel filmdi ama tekrarını izleyecek kadar beğenmemişim demek ki bir daha izleyemedim. Öyle böyle ıkına sıkıla bitirdim tatili. Bugünde inler ve cinler hep beraber çalışıyor gibi yapıyoruz. Yollar bomboştu sabah, etraf ıssız, poğaçacı bile kapalıydı. Bir an eyvah aç kaldım dedim ama bizim gibi nöbetçi  frmalar gibi nöbetçi poğaçacı da vardı şükür ki. Akşam olsa da eve gitsek modundayım. Offf aklıma geldi bir de bunun yarını var, Allah'tan o bari  yarım gün.

Hııı bir de bayramda güzel bir haber aldım,başkasının üzüntüsüne sevinmek çok ayıp ama üzülen zamanında üzdüyse şahsımı en fazla çığlık atmadan sevinebilirim. Anladım ki sabretmek gerekirmiş,ilahi adalete tam güvenmek gerekirmiş.

16 Ağustos 2011 Salı

Kürşat Başar, Başucumda Müzik

"Eğer yalnız kalmaktan korkuyorsanız herkese iyi davranın,
başkalarının dediklerini yapın, yoksa sizi tek başınıza bırakırlar."

"Hayatı tüketircesine yaşamak değil, onun içinde kendisine düşen yerde
durmak istiyordu."

"Belki de zamanla insan hayatın sıradanlığına alışıyor. Beklentileri olmayınca sorgulamaya gerek duymuyor."   

"Haklıydı belki de... Birini seviyorsanız onun sizi ne kadar çok sevdiğini sorgulamakla zaman kaybetmenin anlamı var mıydı?"     

"O, görmek istemediği şeylerle yüzleşmek yerine onları istediği biçime sokmayı tercih eden biriydi"    

"Çoğu zaman istediklerimizi yapanları, bize uygun davranan insanları severiz. Onların yanında kendimizi güvende hissederiz.Aslında bize uygun olanı sevmek kolaydır. Zor olan, bize benzemeyenleri, istediğimizi yapmayanları sevebilmektir. Birini, seni mutlu ettiği için değil, yalnızca kendi başına varolduğu için, bir başkası gibi değil kendisi gibi olduğu için sevebilmek zordur "   

"Hep derler ki, hayat insanın elinde olan birşeydir, insan kendi kaderini çizebilir. Sakın inanmayın. Hayat bizim asla bilemeyeceğimiz rastlantılarla çizilmiş bir kaderin elindedir "

Başına buyruk,aklına eseni yapan,söz dinlemeyen,güzel,akıllı küçük bir kızın dışardaki dünyayı keşfetme isteğiyle evlenmesi ve bisiklet kazasından geleceğine uzanan güzel bir aşk hikayesi. 

Canım iş yapmak istemediği için vaktimi e kitap okuyarak geçiriyorum.(E kitap dediysem kitaplarım word veya pdf hali)  Kolay okunabilen,kısa olan kitapları seçmeye çalıştım. İlk önce Tuna Kiremitçi'nin 2 kitabını okudum, bir günde bitirdim oldukça kısaydı ikiside pek de iç açıcı değillerdi zaten. Aradığım kitap Başucumdaki Müzik'miş meğerse. İlk defa okudum Kürşat Başar'ı ,diğer kitaplarını da okumak isterim.Yazar oldukça sade ama etkileyici bir dil kullanmış,işyerinde bile o aşkın içinde hissedebildim kendimi. Yalnız olsaydım sonunu okuyunca ağlardım. Velhasıl,güzel bir aşk hikayesinin içinde olmak istiyorsanız tavsiye ederim.

 Son anda elime geçen bilgiye göre rivayet odur ki, kitap Fatin Rüştü Zorlu ve Vesamet Kutlu'nun aşkını anlatıyormuş.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Bazen insanın sinirlerini bozan iyi olmaya çalışan bir tavrı vardı. Herkesle hemencecik kaynaşıp,içli dışlı oluverirdi.Sabahları sinir bozacak kadar neşeliydi. Benim gibi ayılması kahvaltı sonrasına kalan biri için oldukça iç gıcıklayan bir neşeydi. Ve benim gibi mesafeli,çabuk, hatta uzunca bir süre kaynaşamayan biri olarak bu belki de kıskanılacak bir durumdu. Hoş bende mesafeyi seviyordum aslında. Zaten samimi olduğum birkaç kişi bile vaktimi yeterince alıyordu daha fazlasını düşünemiyordum. Çünkü insanlarla yüzeysel olamayan biriydim. İlla ki derin ilişkiler kurup,samimi olacaktım.

Onunla yıllarca baya uzun süreler vakit geçirdikten sonra anladım ki kendine bir dünya kurmuştu. Herkesle samimi gibi gözüküyor ama aslında kimseyle samimi değildi. Hiçkimseye iç dünyasını açmıyor,ailesinden,sorunlarından bahsetmiyordu. Evin dışındaki dünya onun için oyun oynayabileceği,dertlerini unutabileceği bir yerdi. Evden çıkıyor,yüzüne neşeli maskesini takıyor ve dertlerini unutmak için sürekli şen kahkahalar atıp,samimi portreler çiziyordu. Konuştuğu insanlarda çerezdi onun için,bizzat kendisi söylemişti bunu. Birçok defa bu sahte samimiyeti karşısında bunu yüzüne vurmak istedim ama yapmadım. Ne de olsa benim sorunum değildi bu,çerezler kendileri düşünsündü.

Şimdilerde o da bende hala aynı tavırlarda yaşamaya devam ediyoruz. Bazen zorluyorum kendimi onun gibi olabilmek için ama nafile,alışmış bünye bir kere.

17 Temmuz 2011 Pazar

Karpal tünel sendorumuna yakalandım galiba. Ne havalı isim değil mi :) Aklıma Avrupa Yakasında'ki Burhan'ın panikatak için dediği zengin hastalığı geldi. Bunun ismide böyle bir zenginlik yansıtıyor sanki. Ama zengin insanın ne işi olur günde 10 saat bilgisayar başında!!!  10 yıldır hergün 10 saat bilgisayar kullanırsan olacağın bu işte. Kendi tanıma göre henüz ilerlemedi sendrom. İlerleyince elde his kaybına kadar gidiyormuş.Şimdilik sadece uyuşma var ama o bile rahatsız etmeye yetiyor. Gittim bilek destekli mousepad aldım.Farkettim de 3 isimli olunca herşey pek bir havalı oluyor.Galiba bunu daha önce farkettim ki babamın soyadını sildirmemiştim yeni kimliğimden. Ee tabi kıyamette kopmuştu.Erkekler işte bedenizini,ruhumuzu,kütüğümüz aldıkları yetmiyor ki  hatıra olan soyadına bile tahammüleri yok!!!

Tüm servis şoförlerinden nefret etme noktasındayım.Neden bu şoförler kafalarına göre yolu değiştiriyorlar ve neden anlamak istemiyorlar!!!!

Bazen arkadaşları birbirleriye tanıştırmamak lazım galiba. Farkettim de onu o kadar hayatıma sokmuşum ki iş dışındaki hayatımda da bazen adı geçiyor,bu ne ya diyorum o işte kaldı bırakın onu. Evet evet insanın kendine özel arkadaşları olmalı. Herkes birbirini tanımak zorunda değil. Bunu kendime not olarak ekliyorum !!!

İnsan zaman zaman kıskanıyor,insanın mayasında olan birşey diye düşünüyorum. Dozunda olan herşey güzeldir. Kendimi acımasızca yargılarken neden kıskanıyorsun diye, farkettim de biri de ablasını kıskanıyor. Aslında tam olarak böyle değil ama ablası için güzel şeyler söylenince desteklemedi o sözleri,suratını ekşitti!!!!

14 Temmuz 2011 Perşembe

Ayak masajı

Fırsat sitelerini seviyorum. Her ne kadar kanıma girip bana para harcatsalarda yine de seviyorum. En son faydalandığım fırsatta ayak masajı. Masaj meraklısıyımdır ama henüz  gitme cesareti gösteremedim bende ayakla ısınma yapayım dedim. Burada yapılan refleksoloji ayak masajına gittim,test ettim.

Çin'den gelmiş 2 kardeş yapıyor masajları. Önce suyla ayaklar yıkanıyor. Kremleniyor ve masaj başlıyor. Yarım saat sürüyor, siz çayınızı yudumlarken ayacıklarınız maajla kendinden geçiyor. Ayaktan başlayan,diz altına kadar çıkan masajla bir parça olsun ayaklar rahatlıyor. En son, sanırım kan akışını hızlandırmak için bacaklar tokatlanıyor şap şap dövülüyor ama korkmayın can acıtmıyor.

Velhasıl kısa sürede olsa ayaklar rahatlıyor, ne de olsa bizi onlar taşıyor biraz ayrıcalık göstermeliyiz..

Bir de aynı yerde pedikür yapıyorlar. Balıklı suya ayaklarınızı koyuyorsunuz ve balıklar tırnak etlerinizi yiyor. Bana biraz korkunç geldi ,ya hızlarını alamayıp tırnak dışında birşey bırakmazlarsa :)

6 Temmuz 2011 Çarşamba

İett




İneklik Etme Taksi Tut.. Ne de güzel demişler,çok da doğru demişler. Ama taksiylede her yere gidilmiyor ki.Ayrıca otobüse binmeyi severim de, kulağımda güzel bir müzik,düşüne düşüne hayal kura kura giderim.
Ama farkettim de son zamanlarda hep eski körüklü otobüslere denk geliyorum.O kadar ses çıkarıyorlar ki müzik dinlemek,telefonda konuşmak imkansız. Bir de yeni icatları var, sen o eski tarihi eseri kullanmaktan utanma bir de bunun üstüne yüzyılın son icadı olan şimdiki durak Okmeydanı, az sonraki durak Mecidiyeköy diyen bir kadın sesi ekle. Yani alın size muhteşem Türk aklı,otobüs ne olursa olsun İett çalışıyor imajı yaratılıyor. Şimdi düşünün kafanız şişmiş, müziğin sesi sonda ama yine de otobüsün sesini bastıramıyor,otobüs sürekli bir adım önde. Ve o an bir kadın sesi -Şimdiki durak şurası burası. Ve 2 dakika sonra yine aynı ses- az sonraki durak burası şurası.
Ve bu işkence inene kadar devam ediyor.

Ben de yeter artık dedim ve İett'ye şikayet maili yazdım. Dikkatlerini çeksin diye de esprili bir şekilde yazdım.
İşte mail....

Sayın Yetkili, ........ oturuyorum ve çoğunlukla ..... hattını kullanıyorum. Otobüslerinizi yenilemenize rağmen ... hattında halen adeta Kurtuluş savaşından kalmış izlenimini veren eski körüklü otobüsler çalışmakta. Bu otobüsler o kadar eski ve o kadar ses çıkarıyor ki indikten sonra 3 ağrı kesici almak zorunda kalıyorum. Metro gibi gelişmiş bir ulaşımı olan İstanbul gibi bir metropole hiç yakışmayan müzelik olan bu otobüslerin daha modern hemcinsleriyle değiştirilmesini talep ediyorum. Umarım gerekli işlemler yapılır ve yolcu memnuniyetine ne kadar önem verdiğiniz ortaya çıkar.   Teşekkürler


İett de aynı espriyle karşılık vermiş;

Sayın ..... .......

İETT'ye yaptığınız başvuru incelenmiştir;



  ...... hatlarımızda körüklü araçların çalışması ve yeni alınan otobüslerin körüklü olmamasından dolayı bu tür hatlarda değişiklik yapılamadığını,normal araç verilmesi halinde kapasite sorunu yaşandığını,mevcut yeni körüklülerimizin de metrobüs hizmetinde olduğunu,bilgilerinize rica ederim.

Çözümden ne kadar uzak değil mi?  Ben de durmadım yeniden mail attım. Tabii ki aynı esprili anlayışla :)

Sayın Yetkili

İstanbul'un hemen her semti aynı yoğunlukta zaten. Mevcut yeni otobüsleri metrobüsler kullanıyor diye biz bu tarihi eserleri kullanmak zorunda mıyız? Bilet fiyatlarına zam yaptığınız zaman eski otobüsleri kullananları dikkate almıyor herkese aynı zammı uyguluyorsanız eğer  her vatandaşa da aynı hizmeti sunmak zorundasınız. Elimizde bunlar var bunları kullanmak zorundasınız yaklaşımı modern olduğunu iddia eden bir toplu taşıma kurumuna yakışmıyor.


Bu işin peşini bırakmaya hiç niyetim yok. Bakalım ne cevap yazacaklar,ona göre davranacağım. İlk aklıma gelen şey Facebook'ta protesto sayfası açmak,eminim aynı dertten muzdarip bir çok kişi vardır.

27 Haziran 2011 Pazartesi

TRT

Özel televizyonların renkli dünyasıyla karşılaşınca Trt'yi elimizin tersiyle iter olduk. Renkli,maceralı,eğlenceli bazen de mühtehcen olan özel kanallar Trt'nin kasvetli havasından çıkıp kendimizi daha özgür hissetmemize sebep oldu. Çoğu zaman kumanda da Trt kanallarına dokunmadık bile. Zamanla her şeyde olduğu gibi özel kanallarda dejenere olmaya başladı. Artık aynı tür kavuşamayan aşıklar, bir ayrılıp bir barışan sevdalıların olduğu diziler, her gün ayrı bir sevgili değiştiren artistler şarkıcıların olduğu magazin programları sıkmaya başladı bazılarımızı. Daha farklı şeyler görmek istiyorduk, Gezelim görelim'le ülkemizin güzelliklerini görmek,hayat hikayeleriyle tanımadığımız insanların hayatına konuk olmak istiyorduk. İşte bu sırada Trt yeniden sahneye çıktı. Sığlıktan uzakta kaliteli programlar için tekrar Trt izlemeye başladık.

Haftosonları denk geldiğim bir kaç güzel programı tavsiye etmek istiyorum.

Trt arşivinden; 42 yıllık arşiv görüntüleri zaman zaman güzel şarkılar dinletip,zaman zaman keyifli anlar yaşatıyor. Siyah beyaz görüntüler nasıl da hoşuna gidiyor insanın, çok fazla yaşayamamış olsam da ucundan kıyısından o siyah beyaz ekranı izledim. Şimdi de çocukluğuma gitmek gibi geliyor onları izlemek.

Sıradışı hayatlar; hiç tanımadığımız ,sıradan gibi gözüken ama film gibi hayatı olan insanlar anlatılıyor. Yunan bir kadının sevdiği adam uğruna evinden kaçıp evlenmesi,müslüman olması. Annesinin bu durumu kabul edemediği için hastalanıp ölmesi. Kocasının gavur demesi üzerine boşanması ve çocuklarıyla,torunlarıyla geçip giden bir hayat. Belki o kadınla yolda yanyana denk gelmişizdir. Ama kim bilebirdi ki böyle bir hikayesi olduğunu.

Kentler ve Gölgeler ; bu hafta ilk bölümü yayınlanan programın ilk konuğu Edith Piaf'tı. Fransa'nın Küçük serçesi...  Frida Kahlo gibi acılı bir yaşamı olmuş Piaf'ın. Çocukluğundan başlayan kötü kaderi onu yalnız bırakmamış. Hayat hikayesinden beni en çok etkileyenlerden biri de şudur. Boksör sevgilisi Amerika'dadır. Önemli bir maç için hazırlanmaktadır. Piaf onu arar ve ona ihtiyacı olduğu,onu çok özlediğini söyler ve Fransa'ya yanına çağırır. Marcel Cerdan, Piaf'ı çok sevmektedir ve onu kıramaz. Hemen havaalanına koşar fakat hiç bilet kalmamıştır. Ne yapacağını şaşırır ve o sırada tanıdık bir çift görür ve onlara Edith Piaf'a aşığım ve onu görmem lazım der. Aşka duyarlı bu çiftte biletlerini Cerdan'a verirler. Ve o aşık adam sevgilisine ulaşma heyecanıyla uçağa biner. Ve kader ağlarını örer, uçak Fransa'ya ulaşamaz,sağ kurtulan olmaz. Ve işte Piaf'ın kaderi yine devrededir. Hayatım boyunca en çok sevdiğim adam diyeceği Cerdan artık yanında değildir. Sonrasında hayatında güzel ve kötü günleri olacaktır. Cerdan'ın acısını dindirmek için uyuşturucuya başlar ve bir kaç defa krize girer. Bunun dışında küçüklüğünden beri çeşitli rahatsızlıklar ve ameliyatlar geçirmiştir. En son 26 yaşında genç bir şarkıcıyla evlenir ve onun yanında ruhunu teslim eder. Kilise onun çarpık yaşantısından dolayı cenazesini kaldrmayı kabul etmez. Piaf,onbinlerce hayranı tarafından ebedi istirahat mekanına uğurlanır ve yıllar sonra eşi de yanına gömülür...

Piaf ünlü şarkılarından non je ne regrette rien'de yaşadığımı hiç bir şeye pişman değilim der.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bodrum

Bodrummm Bodrummm hıhııı diye mırıldana mırıldana gittim geldim. Bir daha gider miyim pek sanmam.

Gümbet turistten geçilmiyor. Herşey onlara göre düzenleniyor. Turistler hoşlanmıyor diye eğlence mekanlarında Türkçe müzik çalmıyorlar. Oteller onların konforuyla daha çok ilgileniyor. Velhasıl kendi ülkemizde turist gibi tatil yaptık.Ama iyi tarafıda var elbet,kimse türkçe bilmediği için istediğiniz gibi dedikodu yapabiliyorsunuz :)

Bodrum'da gezilebilecek en önemli yer Bodrum Kalesi ve kale içindeki su altı arkeoloji müzesi. Gittik,gördük fotoğraflarını çektik. Bodrum'un da güzel resimlerini çektim elbette. Başka bir yer gezemedik. Bir de ünlü Bitez Dondurmacı'sına gittik ama Mado'nun dondurma lezzetinden çook uzak. Dondurma deyince Maraş Yaşar Pastanesi kesme dondurmasını tek geçerim.

Otelimiz Gümbet Bitez arasında olduğu için en yakın deniz Bitez'deydi. Fakat denizi beğenmedim,havuzla idare ettik. Havuz ve güneşle dopdolu bir tatil yaptım ama bence tatilin en güzeli gezelim görelim tadında olanlar.

 İşte Bodrum resimleri

9 Haziran 2011 Perşembe

Karadenizle başlayıp,Dalyan,Gökovayla devam eden orası mı burası mı tatil düşüncem Bodrum'da herşey dahil bir otelle son bulmak üzere. Ne kadar tutarlı olduğum gözlerden kaçmamıştır sanırım :) Kısmette deniz,kum,güneş varmış ne diyelim seneye yola devam ederiz.

3 Haziran 2011 Cuma

İyilik güzellik spor


Feridun Düzağaç’ın unutulmaz şarkıları bambaşka seslerde yeniden hayat buluyor…
“İYİLİK GÜZELLİK SPOR”
Ünlü müzisyenler Feridun Düzağaç şarkılarını TEGV çocukları için söylüyor…
Türk pop-rock müziğinin en önde gelen temsilcileri Feridun Düzağaç şarkılarıyla TEGV çocukları için “İYİLİK GÜZELLİK SPOR” albümünde bir araya geldi… Badem, Bertuğ Cemil, Cem Adrian, Emre Aydın, Hayko Cepkin, Jehan Barbur, maNga, Melis Danişmend, Multitap, Pinhani ve Redd gibi Türk pop- rock müziğinin başarılı temsilcileri TEGV için bir araya geldi ve “İYİLİK GÜZELLİK SPOR” adlı bir takım oluşturdu ve bu takımın her bir oyuncusu en çok beğendikleri Feridun Düzağaç şarkısını kurdukları takım ile aynı adı taşıyan “İYİLİK GÜZELLİK SPOR” adlı albümde seslendirdi.
“İYİLİK GÜZELLİK SPOR” albümünde hepsi birbirinden değerli şarkıcıların seslendirdiği 11 Feridun Düzağaç şarkısının yanı sıra Feridun Düzağaç’ta “Yanında”, “Son Yaprağıydı Güzün” ve “Aşk Çok Uzak” adlı şarkılarının yeni düzenlemeleriyle albümdeki yerini alıyor…





Albümde yer alan Feridun Düzağaç şarkıları ve seslendiren sanatçılar:
Badem : Aşkın E Hali (1999)
Bertuğ Cemil : İçimden Şehirler Geçiyor (2001)
Cem Adrian : Beni Bırakma (2008)
Emre Aydın : Dipteyim Sondayım Depresyondayım(2001)
Hayko Cepkin : Deli (2006)
Jehan Barbur : Yeniköy (2008)
maNga : Beni Unutma (2006)
Melis Danişmend : Çok Geç (2008)
Multitap : Boş Ders Şarkısı (2003)
Pinhani : Çok Aşık (2008)
Redd : Nadas (2003)
Feridun Düzağaç : Yanında (2001) Son Yaprağıydı Güzün (2001) , Aşk Çok Uzak (2006)



Dinlemek için ; tık tık

1 Haziran 2011 Çarşamba

Emin misin?

Her yapılan iş karşısında emin misin? diye soran bir müdürle çalışıyorum. Zamanla bu huyu biraz azaldı ama kuşkucu kişiliği hala duruyor. Dün farkettim ki bir hata yapmışım,aslında karşı firma farketti. Düşündüm,taşındım baktım bu işi kapatamayacağım ve hatamı söylemeye karar verdim. Ve düşündüğüm,korktuğum şey oldu. Karşı tarafın kuşku kapıları açıldı, her yaptığım işe yine yeniden emin misin diye sorar oldu!!!!

İnsanız ve hata yaparız ,hatta genelde faturaların altında Hata Ve Unutma Müstesnadır yazar.Yanlışı yapan kişi zaten bilinçli biriyse yanlışından rahatsız olur,çıkarması gereken dersi çıkarır ve daha dikkatli olur.

Dürüstlük iyi midir,kötü müdür bilemedim. Ama sanırım kapatabildiğimiz hataları kendimiz kapatıp,bunun dışındakiler için dürüst! olmalıyız.

27 Mayıs 2011 Cuma

Ciddi meseleler

Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bi kadın ister.İyi güzelde adama sormazlar mı, bunları hak edecek ne yaptın????

Evet, sizce de adama sormazlar mı, bunları hak edecek ne yaptın diye ? Toplumumuzun genel bakış açısı dünyanın erkekler etrafında döndüğü,kadının onu mutlu etmek,rahat ettirmek için saçını süpürge etmesi yolunda. Feminist düşünceler içinde kadın erkekle eşittir,asıl kadın rahat etmelidir falan demeyeceğim. Kadın ve erkek farklı yaratılmıştır,farklı özellikleri vardır. Bu farklarla bir bütün olmaya çalışır,mutlu olmaya çalışırlar benim bakış açım bu şekildedir. İki cinsin birbirine eşit olduğu gibi üstün olduğu durumlarda vardır.

Giriş açıklamamızdan sonra gelelim mevzuya. Benim oldukça hassas olduğum bir konudur boşanma. Bu gibi durumların yaşanmadan bilinmeyeğini düşünürüm. Ve her zaman söylerim şoför koltuğunda oturmakla yolcu koltuğunda oturmak çok farklı şeylerdir.Hariçten gazel okumak her zaman kolaydır.

Dün bir dost sohbetinde bir arkadaşımızın boşanmak üzere olduğu söylendi. Ve her zamanki gibi acaba kadının ne sorunu var diye kuşkulu bakışlar etrafta dolaştı. Acaba kocasını mutlu edemiyor muydu!!!!, buradaki mutluluğun büyük çoğunluğu yatak odası sınırlarıdır. Fazla mı savunuyordu  kendisini,yoksa ihmal edip kocasını aç mı bırakıyordu? Her zamanki gibi kimse  kocanın hatalarından bahsetmiyor,onu sorgulamıyordu. Haşa koca her zaman haklıdır,erkektir yapar,erkektir bağırır çağırır,erkektir ister,erkektir alttan alınmalıdır her zaman pohpohlanmalıdır. Bunları düşününlerin de genelde kadınlar olması durumu daha vahim kılıyor. Çoğunluğu da bekar olunca da insan başınıza gelince anlarsınız demekten kendini alamıyor.

Kadın güzel olmalıdır,kendine bakmalıdır,zayıf olmalı,iyi yemek yapmalı,temiz olmalı,uysal olmalı, alttan almalı,insan ilişkileri iyi olmalı,misafirperver olmalı...... uzar gider bu liste. He tabi bu arada kadın çalışmalıdır,elindeki parayı kocasına vermelidir,fazla para harcamamalıdır,kırk yılda bir gezmeye gitmeli,balayı tatiliyle yetinmelidir. Bunların dışına çıkar,birine riayet etmezse de aldatılmayı hak etmiş demektir.

Elbette ki evliliklerde önce iyi niyet olmalıdır, sesimizin tonu düşük olmalı küçük harflerle konuşmalıyızdır. Elbette ilgi,sevgi,şefkat olmalıdır. Ama bunları kadın erkek için yaptığı gibi erkekte karısı için yapmalıdır. Artık kadınları suçlamaktan vazgeçelim lütfen,erkeklerinde hatası olabileceğini,kadınında erkek gibi etten kemikten bir canlı olduğunu unutmayalım. Hiçbir kadın güzel giden evliliğini bitirmek istemez,eğer bitiriyorsa ortada ciddi sorunlar var demektir. Ciddi sorunlarda yatak odalarında çözülmezler,geçici çözümler sadece çileyi uzatır...

Günümüzde evliliklerin çoğunluğu boşanmayla bitiyor. Aile bir toplumun temelidir. İnsanların evliliğe inancı gittikçe azalmakta,yakın zamanda aile yerine köpeğimizle yaşıyor olacağız galiba...


 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Yaza giriş notları

Galiba bu sefer İstanbul'a yaz geldi. Artık kıştan yaza direkt geçişe alışmalıyız. Değişen ekolojik dengeyle beraber sonbahar ve ilkbahar anılarda kalmak üzere sanırım. Kabandan şorta hızlı geçişlere alışmalıyız.

Ne güzel mevsimdin sen sonbahar,en sevdiğim,doğduğum mevsimdin. Seni anılarımda saklayacağım,seni özleyeceğim. Dramatik bir vedayla baharları uğurlayıp ışık hızıyla yazın güzelliğine geçiyorum. Güzide bir atasözümüz vardır, hepimiz biliriz. "Geldi bahar ayları gevşedi gönül yayları" hem komik,hem de oldukça gerçek bir atasözüdür.Isınan hava,açan güneş,börtü böcek rengarenk çiçekle birlikte insanın gönlüde şenlenir,aşık olası gelir bu havalarda. Bakalım kısmet,herkese hayırlı sevdalar dileyelim.

Malum yaz birazda diyet demek. Bende efenim 2-3 kilo versem fena olmaz deyip,birazda can sıkıntısından başladım diyete. Aslında o diyeti bu diyeti gibi şeylere şimdiye kadar hiiiç bulaşmadım, kilo aldıysam paşa paşa sporuma gider,boğazımı kısar kilomu veririm. Ama bu sefer bende katılayım bu furyaya dedim. Maksat eğlence işte. Başladım Dukan Diyetine,geçenlerde evlenen prenses ve annesi de bu diyeti yapıp başarıya ulaşmışlar. Tacım yok ama bari diyetimiz aynı olsun diye başladım.

Buradan  siteye girip gerekli bilgilerinizi ve olmak istediğiniz kiloyu yazdığınızda size bir program çıkarıyor. Bu diyet 4 devreden oluşuyor. Detayları birçok sitede bulabilirsiniz.

Ben sadece ilk aşamasını yaptım.,5 gün anca dayanabildim. Başta kolay gözüksede işin iç yüzü öyle değil. İlk evrede sadece protein yemek gerekiyor. Meyve bile yok,bana göre dayanması zordu. Benim ilk evrem 3 gündü, iyi kötü  protein kısmını tamamladım ama sonrasında tansiyonum düştü.Kendimi iyi hissetmeyince pes ettim. Ama 1 kilomu da vermiş oldum :) 

Malum yaz gelince tatil planları da hız kazandı. Geçen seneki Gap turundan sonra bu senede yemyeşil bir Karadeniz turu yapmak istiyorum,kısmet.İnşallah kaderde Karadeniz'in güzelliklerini görmek vardır.Ülkemizin her yeri o kadar güzel ki, her ilinde keşfedilecek binbir güzellik var. Umarım hepsini ayrı ayrı gezebilirim.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Photopeach

Photopeach,slaytlar yapıp blogunuza ekleyebileceğiniz güzel bir site. dortyaprakliyonca  sayesinde öğrendim ve hemen çektiğim fotoğraflardan  bir deneme yaptım. Kullanışlı,güzel bir site. Tavsiye olunur efenim.


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Bir Fincan Kahve


Ara verdiğimiz müze,sergi ziyaretlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Beşiktaş'a yolumuz düşmüşken Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde Tüm Zamanların Hatırına Sarayda Bir Fincan Kahve Sergisini gezelim dedik. Giriş ücretsiz,bir çırpıda gezilebilecek güzel bir sergi. Kuru Kahveci Mehmet Efendi'den kahve ikramı da vardı. Diyette olduğum için sadece kokusuyla yetindim. Sizler içiniz mutlaka efendim.

Anlıyoruz ki Osmanlı zamanında kahve içmek ayrı bir seramoniymiş. Stil puşidesi,cezvesi,fincanı,fincan zarfıyla kahveye ne kadar önem verildiğini anlıyoruz. Fotoğraf çekmek yasaktı bu nedenle o güzel fincanları,puşideleri gösteremiyorum.
Puşide, kahve ikramı sırasında kullanılan örtü. Örtü dediğime bakmayın altın yada gümüş saçakları var,üstü de altın veya gümüşle işlenmiş tam bir sanat eseri. Fincan ve zarfları da aynı şekilde sanat eseriydiler. Telkariden yapılmış tepsi ve zarf bile vardı. 

Meraklısı için bilgiler;

Türk kahvesi pişirme yöntemiyle ve telvesiyle birlikte sunulan tek kahve çeşidi olmasıyla diğer milletlerin kahvelerinden ayırmış oluyor. Kahve sunumu ise tören havasında gerçekleşiyor. Kahve sunumunda sitil puşidesi adı verilen altın ve gümüş işlemeli kahve örtüleri, gümüş veya tombaktan yapılan sitil takımları ile elmas, yakut ve incilerle süslü fincan zarfları kullanılırmış. Kahve sunumunda önce misafirlere adet olduğu üzere tatlı ikramı olarak reçeller, koyu kıvamlı tatlılar veya çevirmeler sunulurmuş. Kahve ile beraber verilen misket üzümü, menekşe, gelincik, meyan kökü, demirhindi gibi çeşitli çiçek, baharat, kök ve meyvelerden yapılan şerbetler, çubuk veya nargile de kahve ikramını zenginleştiriyor.



Sergideki kahve fincanlarının büyük bir çoğunluğu Avrupa'daki seçkin porselen fabrikalarının (Sevres, Limoges gibi) Osmanlı pazarı için ürettikleri fincanlardan oluşuyor. 1890'lı yılların başından itibaren Yıldız Porselen fabrikasının kurulması ile yerli üretim fincanlar da Saray koleksiyonlarında yer almış. Sergide 85 takım esere yer verilmiş. Türk kahvesinin, yüzyıllar içinde, çok değişik formlardaki fincanlardan içildiğini görmek mümkün. Ama formların belirli bir standardı yok. Genel kural, kahve fincanlarının çok büyük olmaması. Ağız çapı 4 cm– 7 cm arasında, yüksekliği ise 4cm- 6 cm arasında olabiliyor, fincan tabakları ise genellikle 10-13 cm çapında. Serginin önemli eserlerinden biri de Sultan II. Abdülhamid'in kullandığı ve üzerinde kendi inisyalinin bulunduğu, Padişahın kendisinin yaptırdığı Yıldız Porselen fabrikası üretimi kahve fincanları.


SULTAN II. ABDÜLHAMİT KAHVE TİRYAKİSİYDİ

Kahveyi en çok seven padişahlar arasında olan Sultan II. Abdülhamid kahve tiryakiliği ve kendine özgü kahve içme tarzı ile tanınıyor. Kızı Ayşe Osmanoğlu anılarında babasının kahve içme tarzını şöyle anlatıyor "Kahve tepsisi, babamın annesi Tirimüjgan Kadın'ın yadigârı küçük altın bir tepsi olup üzerine gümüş bir cezve ve iki tane porselen beyaz fincan konurdu. Fincanlarda babamın markası vardı. Babam birinci fincanı içtikten sonra ikinciyi diğer fincanla içerdi."
 
Kaynak

3 Mayıs 2011 Salı

Model,Diğer Masallar





Model,2005 yılında Okan Işık (gitar), Aşkın Çolak (davul-perküsyon) ve Can Temiz (bas gitar) tarafından "A due Carmen" adıyla kurulan grup daha sonra 2007 yılında Fatma Turgut (vokal) ve Serkan Gürüzümcü (gitar)'nün katılımıyla son halini aldı. 2008 yılında ise adını MODEL olarak değiştirdi.  2011 Şubat ayının sonunda ise Demir Demirkan prodüktörlüğündeki ikinci stüdyo albümleri "Diğer Masallar" yayınlandı.



Gayet güzel,keyifli bir albüm olmuş.Bütün şarkılarını seviyorum,hepsi birbirinden güzel. Kimi eğlenceli,kimi umutsuz ama hepsi keyifle dinlenebilir. Birbirinden ayıramasam da en sevdiklerim Değmesin Ellerimiz,Benim Tatlı Kanserim,Sana ne, Makyaj


Dinleyin,keyiflenin,hüzünlenin...

Dinle

25 Nisan 2011 Pazartesi

DELİK DEŞİK

Kirpi gibisin çocuk
her tarafın diken
kim elini uzatsa
delik deşik

üstelik sen de kan içindesin
 
Attila İlhan

21 Nisan 2011 Perşembe

Şimdi sende herkes gibisin

Nefret,sevgi,iyilik,kötülük bunlar gibi birbirine zıt gibi görünen tüm duygular kardeştir aslında. Her duygu derinlerinde zıttını barındırır. (bakınız yin yang )

Günlerden bir gün kalbimi çalmış birisi eski hırsızlardan biriyle ilgili bir şeyler duymuş,onu merak etmişti. Bitti gitti dememe rağmen kuşkulu sorularını yöneltmeye devam etmişti. Artık önemsiz biri benim için,nefret ediyor gibiyim demem üzerine nefret kelimesinin üstünde baya durmuştu. Nefrette bir duygudur,nefret ediyorsan hala birşeyler hissediyorsun demişti. Evet doğru söylemişti. Aslında birşeyler hissetmiyordum çünkü nefrette etmiyordum.

Bir insanı önemsememin en güzel yolu ona ait iyi kötü hiçbir duygu beslememektir. Şimdi onunda resimlerine baktığımda artık senin içinde nefret dahi hissetmiyorum diyebiliyorum. O kadar anlamsızsın benim için.
Nazım Hikmet ne de güzel söylemiş ,Şimdi sende herkes gibisin.

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin




14 Nisan 2011 Perşembe

İnsana özgü bir yeteneksizliktir, yaşayamamak.
Yoksa hangi balık boğmuş kendini;
hangi serçe atlamış damdan...

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Yaşam Kullanma Kılavuzu

Şu an okumakta okuduğum kitap sağda da görebileceğiniz üzere Georges Perec, Yaşam Kullanma Kılavuzu.
İnsan yazarın bu resmini görünce bu kitapta çılgınca şeyler olmalı diye düşünüyor. Yorumları okuyunca da evet tam da düşündüğüm gibi dedi. Gittim 25 tl karşılığında kitabı aldım. Fiyatı görgüsüzlüğümden değil fahiş kitap fyatlarına dikkat etmek için yazdım. Vay arkadaş nedir bu fiyatlar diyorum kendi kendime. En ucuz kitap 15 tl den başlıyor. Sonra da korsan almayın diyorlar, itiraf ediyorum 15 tlden fazla olan kitapların korsanı varsa alıyorum :) Biliyorum çok ayıp ama böyle fiyatlara satan kitapevinin hiç mi suçu yok. Satın 15-20 tl'ye alalım mis gibi orjinal kitabımızı,koptu uçtu derdi olmadan keyifle okuyalım. Böyle diyorum ama genelde popüler kitapların korsanı olduğu için parama kıyıp okumak istediğimi alıyorum artık ne yapalım.

Gelelim dağılan konuyu toplamaya... Bir kitabı okumak kadar nasıl okunacağını bilmekte önemliymiş,kitapta neler anlatılıyor önceden biraz fikir sahibi olmak gerekirmiş. Kitabı aldım elime başladım heyecanla okumaya,bir apartman dairesinde yaşayanlar tanıtılıyor.Okuyorum okuyorum hala olay başlamadı. Geçelim kişileri olaya gelelim heyecanıyla okumaya devam ediyorum. Sonradan biraz araştırınca kitabın  aslında tam da böyle olduğunu anladım. Perec bu kişilerin ilginç hayatları üzerinden yapmış anlatımını. Ve bende okuduğum 200 sayfayı başa alarak, 1.sayfadan birde bu gözle okumaya başladım.Bakalım karşıma neler çıkacak.

24 Mart 2011 Perşembe

Gülendam

Ne güzel şarkıdır Gülendam.... Klasik olmuş Erdal şarkısıdır.
Ümit Sayın son albümü Söz Müzik Ümit Sayın'da Erdal Çelik'le bu güzel şarkıyı birlikte söylemiş.Enfes diyorum. Tarkan ve Leman Sam'la olan düetleri içinde 10 puan 10 puan diyorum... Aslında hepsi birbirinden güzel olmuş,haksızlık etmeyeyim hepsine 10 puan veriyorum.

Uçtu kuş dün kafesinden
Kesti nefesi ciğerinden
Düğümlenir gülendam
Asıldı aşkın ateşinden

Sel aldı gözünü gülendam
Bir kurşunluk canı masum
Yükü vuruldu gülendam
Canı uzanmış yanında

Hiç sende insaf yok mu
Can alır ellerin
Hiç sende vicdan yok mu
Sızlamaz yüreğin

Ne zaman süzülür hüzün başımdan
Ne zaman diner bu gözyaşım
Ne zaman silinir bela yazımdan
Ne zaman rahatlar bu gönlüm

Uçtu kuş dün kafesinden
Kesti nefesi ciğerinden
Düğümlenir gülendam
Asıldı aşkın ateşinden

Hiç sende insaf yok mu
Can alır ellerin
Hiç sende vicdan yok mu
Sızlamaz yüreğin

Ne zaman süzülür hüzün başımdan
Ne zaman diner bu gözyaşım
Ne zaman silinir bela yazımdan
Ne zaman rahatlar bu gönlüm

23 Mart 2011 Çarşamba

Firarperest,Elif Şafak

Elik Şafak, önyargıyla baktığım bir yazardı. Neden bilmiyorum ama snob bir havası var gibiydi benim için,çok satan kitaplara antipatim olduğundan dolayı da kitaplarına ve kendisine mesafeliydim hep. Meşhur kitabı Aşk'ı okuyunca biraz içim ısındı ona. Daha sonra Pinhan'ı okudum ve bu ilk romanıyla Mevlana Büyük Ödülünü kazanmış olduğunu öğrenince vay be demekten kendimi alamadım.

En son da Firarperest'i okudum. Arka kapağını ve içindekileri okuyunca işte bu dedim,şu an bana iyi gelecek bir kitap buldum. Hem de 14 tl'ye. Bir taşla iki kuş vurduğumu düşündüm. Fakat okumaya başlayınca anladım ki gazete yazılarından derlenmiş bir kitaptı. Okunabilir,bir çırpıda bitirebilirdi fakat aradığım kitap değildi. Evet içinde altını çizdiğim çok güzel yerler vardı,evet birkaç şey öğrendim bu kitaptan.

Vesselam kafanızı biraz dağıtacak,güzel bir köşeyazıları kitabı... Tavsiye ederim...

Not: İçinde ayracı olması ve ayrıca karton kapağı olması da çok hoş. Unutmadan M.K.Perker çizimleriyle zenginleştirilmiş kitap.

"Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı." (syf 11)

"Otuzbeş yaşına kadar ha bire didişiyorsun, ya ailenle ya akrabalarınla, ya arkadaşlarınla, ya sevdiğinle, ya bedeninle. Otuzbeş-kırk arası yavaş yavaş duruluyorsun. Ama esas kırkından sonra başlıyor kadınlık."

"Yalnızlık insanın kendisiyle yaptığı bir sohbettir. Aracısız. Katkısız. Oyunsuz. Yalansız. Saf ve som bir sohbet."

"Arkadaş bir esinti ise, ferah ve latif; dost kuvvetli bir rüzgar demek, bir deli-güzel yel, saçıp dağıtan, tutup silkeleyen. Arkadaş çiseleyen bir yağmur ise, dost bir fırtına demek. Parçaları yerinden söken, tozu dumana katan, insanı sarsıp kendine getiren."

"Erkek genelikle güneş gibidir. Ya batar ya çıkar. İktidar peşinde, ya kazanır ya tepetaklak yuvarlanır. Net, berrak, sade ve yalın. Kadın ise ayın halleri gibidir. Parlarken bile bir yanı karanlıkta kalır. En görünür olduğu zamanlarda bile bir parçası bulutların ardında... Kadın muammadır."


Kaynak resim

15 Mart 2011 Salı

Elimdeki kitap Firarperest,Elif Şafak'ın son kitabı. Kitaptan alıntıları daha sonra yazarım,kitapta geçen ve bugünkü yaşantımla kesişen bir kısım var. Kadının kadını çekememezliği... Bu çekememezlik edebiyat dünyasına da yansımış. Örneğin Halide Edip Adıvar,diğer kadın yazarları kabul etmemiş onları ötekileştirmiş.Elbette yabancı edebiyat dünyasında da aynı şeyler yaşanmş.

Benim edebiyatla uzaktan yakından ilişkim yoktur,ama kadınlarla derinden,birinci dereden ilişkilerim var elbette.

Karşımdakini inceliyorum bir süredir.Çekememezlik doğru tanım olmaz sanırım ama aramızda bir şeyler var orası kesin. İnsanın canını en çok yakan da yıllardır can ciğer kuzu sarması olan birini görmemezlikten gelmek,onu yalnız bırakmaya çalışmak. Anlaşılan dostluk uzun zamanda oluşup,kısa zamanda yıkılan paramparça olan bir şey. Ya da dostluk sanılanlar...

İnsan ne garip mahlukat.Onu gözünden bile sakınıp,dostum derken bir gün incir çekirdeğini bile doldurmazken olanlar onu kanlı bıçaklı görmek... Duygulara güven yok dostlar. İnsan bu beşerde şaşarda.Yanlışta yapar elbette,hatta sana yanlış gelen onun doğrusu bile olabilir. E o zaman oldu da bitti, hadi bakalım sen artık benim düşmanımsın denilebiliyorsa vay halimize. Neye inanıp kime güveneceğiz. Sürekli alttan alıp yapmacık gülüşler mi atacağız ?

Konuyla ilgili bir gözlemimde ; telaş. Sanırım insan ruh halini bazen telaşıyla belli ediyor.Oturmuş hayret ve sukunetle karşımdakini izliyorum. Yahu bu neyin telaşı diyorum. Koşturmaca,hızlı ve sürekli atılan kahkalar,sürekli her işe yetişme telaşı. Sanırım ben buradayım telaşı bu. Ha ha seni de yalnız bıraktım,keyfim yerinde,oh olsun telaşı. Ama dostlar ben bilirim ki aşırı davranışların altında hep başka şeyler yatar. Belki de bu hız,bu telaş aslında yapayalnız ve özentide olanın sen olduğunu gösteriyordur. Bekleyip görelim...

14 Mart 2011 Pazartesi

Karanlık İşler

Bu sene Dt'nin tüm oyunlarını göreceğim sanırım :) Yeni oyunumuz Karanlık İşler. Eğlenceli,keyifli bir oyundu.Daha fazla güldüğüm oyunlar olmuştu ama bu oyununda bazı sahneleri oldukça komikti. Özellikle Aydın Şentürk'ün oynadığı bir bölüm...

Tüm oyunculuklar her zamanki gibi muhteşemdi,tavsiye ederim...

Not: Cevahir 2 salonunda izleyecekseniz en arka sıradan almayın sakın,sahneyi görmek için öndeki koltuğa dayanmak zorunda kalıyorsunuz.

Karanlık İşler
Yazan: Robin Hawdon
Çeviren: Özcan Özer
Yöneten: Mutlu Güney
Dekor Tasarım: Suar Şeylan
Giysi Tasarım: Nalan Alaylı
Işık Tasarım: Önder Ay
Asistan: Mevra Ustaoğlu

Rol Dağılımı:
Levent Özdilek, Ali Murat Altunmeşe, Tolga Evren, Selçuk Kıpçak, Evren Kardeş, Aydın Şentürk, Özlem Ünaldı


Konu:
Mafya babasının sevgilisi olan dansçı kız Mandy, sabah uyandığında geceyi birlikte geçirdiği yeni tanıştığı Garry’yi hala koynunda bulunca paniğe kapılır. Çünkü mafya babası haftanın hâsılatlarını almak için eve gelmek üzeredir ve kızın bir başkasıyla ilişkisi olduğunu öğrenirse bu ikisi için de pek hayırlı olmayacaktır. Bu sırada eve gelen komşusu Tania, çalıştığı restaurantın hasılatının bir kısmını kumarda kaybettikten sonra kalanını getiren Terry ve üstüne gelen mafya babası Koca Mack ile koruması Dozer olayların içinden çıkılmayacak kadar karışmasına neden olur. Çılgın bir mafya komedisi. Kahkaha dolu bir akşam geçirmek isteyenler.

http://www.devtiyatro.gov.tr/web/oyunlar/oyun1033.html

10 Mart 2011 Perşembe

Hayat ne gideni getirir…
Ne de kaybetiğin zamanı geri çevirir…
Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın…
Ya da yaşayamadım diye ağlamayacaksın…

Tolstoy

Evet ne de güzel demiş Tolstoy... Hiçbir şeyi ertelemeden yaşamak lazım hayatta. Çünkü bir şeyler eksik kalabilir. Olduğu kadarıyla,ertelemeden yaşamak lazım. Paranız olur daha fazla kazanmam lazım deyip ertelersiniz yapacağınız şeyleri, bu sene de gitmesem olur ,bunu da sonra tadarım dersiniz. Hatta emekliliğe bile erteleyebilirsiniz. Emekli olursunuz ama bu seferde yaşlanmışsınızdır,gençlikteki enerji,coşku azalmıştır o heyecanla gezemezsiniz artık.Şekeriniz,kolestrolünüz vardır aynı tadı alarak yiyemezsiniz.

Herşey vaktinde güzeldir,ertelemeden içimizden geldiği gibi yaşayalım.

25 Şubat 2011 Cuma

Terapide 5 Soluk

Psikolog İlkim Öz'ün 5 danışanın öyküsü... Bu tür kitaplar okunacaklar listemin ilk sırasındadır her zaman. Bir zamanlar psikolog olmayı çok istemiştim ama kader beni hesap kitaba sürükledi. İnsanlar yerine hesap makinesiyle uğraşıyorum :) Ama hep gözlemleyen biri olmuşumdur,insanları inceler ve aslında nasıl olduklarını anlamaya çalışırım. Kendime göre şöyle bir tezim de var.Bence; aşırı davranışların altında mutlaka psikolojik rahatsızlıklar,sebepler var. Aşırı gülme,aşırı konuşma,aşırı hareket,aşırı suskunluk.Bunların hepsi başka bir şeyi örtmek için yapılan aşırı davranışlar.Çok gülen aslında çok ağlayandır,dertlerini örtpas etmek hatta kendini kandrmak için olur olmaz herşeye güler.İnsanlar da onun için ne kadar neşeli biri derler.Oysa ki  iç yüzü öyle değildir,dokunsan ağlayacak insanlardır onlar. Neyse benim amatör psikolog zırvalamalarımı bir kenara bırakıp kitaba gelelim.

Aslında bu tür kitapların bence en iyi kalemi Irvin Yalom'dur.İşin içine edebiyatta katarak,hikayeleri romansı bir edayla sunar okuyucuya. Birkaç kitabı haricinde  kitaplarını hep büyük bir zevkle okumuşumdur.

Rafta,Terapide 5 Soluk'u görünce dayanamayıp aldım. 150 sayfa ve 5 hikayeden oluşan bir kitap.Açıkcası Irvin Yalom tadı kesinlikle bulamadım.Hikayeler oldukça kısa ve yüzeysel anlatılmış.Sanki terapistin elinde sihirli bir değnek var ve herşeyi normale döndürüyor.Anlatımdaki eksikliklerden dolayı gerçek izlenimi vermiyor hikayeler. Örneğin bir kaç defa intihar girişiminde bulunmuş, bir çok terapiste gitmiş bir kız bir kaç seans sonra baya ilerlemeler kaydetmeye başlıyor.Daha önceki psikologlar ne kadar başarısızmış diyesi geliyor insanın. Şu an 3.hikayedeyim.Bakalım son ikisi nasıl olacak ?

24 Şubat 2011 Perşembe

Tnt

İlk açıldığında fırtınalar yaratan Lost'u yayınlamıştı bu kanal. Hem de, hem türkçe altyazılı hem de dublajlı olarak. Gayet güzel filmler de gösteriyordu. Cnbc-e tadında, ona iyi bir alternatifti. Sonra gündüz kuşağında Kemal Sunal fimleri yayınlama başladı. Sonra bir baktım dublaj ve altyazıdan vazgeçmiş İngilizce filmler yayınlama başlamış. Herhalde biz ingilizce bilen insanlara hitap ediyoruz demek istediler.

Ama iyice kafam karıştı bir bakıyorum Mehmet Ali Erbil,bir bakıyorum Kemal Sunal akşama bakıyorum ingilizce sinema... Eeee şimdi bu kanal kime hitap ediyor.Galiba kanal müdürünün kafası biraz karışık.Her tür seyirciyi çekmeye çalışıyor olabilir,ama doğru yolda değil benden söylemesi. Mehmet Ali Erbil her kanalda çıkabilir,kendine ait seyircisi olabilir  ama o olmasa da olur. Mehmet Ali'ler den çok bu ülkede ama Cnbc-e gibi kanallar çok az. Eski Tnt geri gelsin lütfennn.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Kendime notlar,tavsiyeler...

Kırgınlıkları,kızgınlıkları biriktirmemek lazım. Hele ki çokça vakit geçirdiğiniz kişilere ilişkin olanları. Sonra bir patlar bu birikmişler,yıkıntıları toplamak imkansız olur. Yanardağ patlaması, çöplük patlaması gibi bir şey olur. Etrafa saçılan ister çöp,ister kötü duygular,kırgınlıklar olsun o derecede bir patlama sonucu herşey sonsuza dek değişir. Artık kırıldığınız kişiyi  hayatınızdan çıkarmanız gerekir. Eğer çıkaramayacaksanız ki asıl en kötüsü de budur, mesela hala onunla çalışmak zorundaysanız kolay gelsin demekten başka şey gelmez elimden,dilimden.

Freud sanırım şöyle birşey demişti "Bastırılmış duygular ilk fırsatta ortaya çıkar" o başka sebeplerle söylemiş olsa da ben bunu durumuma göre uyarlıyorum. Zamanla boşver,önemseme dediğimiz ama bilinçaltımızın önemsediği ve özenle biriktirdiği duygular ilk fırsatta şiddetle ortaya çıkar.

Oysaki tatlı sert laf cambazlıklarıyla duygularımızı,sıkıntılarımızı dile getirsek içimizdeki kötü enerjiyi birikmeden,bilinçaltına yolculuğa çıkmadan eritebilir,ufak çapta patlatabiliriz. Normal davranışlarım bu yöndedir aslında,tipik bir akrep olduğum için şakayla karışık mutlaka duygumu belli ederim. Ama bu sefer böyle yapmadım,boşver dedim,önemseme dedim. Dedim dedim ama bilinçaltıma dinletemedim. Keşke huyumu dinleyip,küçük patlamalar yaşasaydım. Şimdi davranışlarıma öfke karışmaya başladı. Bu kötü bir işaret,çok kötü bir işaret. İçinde olmak istemediğim bir duruma doğru gidiyorum galiba. En iyisi ben yine özüme,huyuma dönüp ufak akrep sokmaları yapayım. Yanlış anlamayın büyük deprem mi tercih edersiniz,yoksa enerjinin küçük küçük çıkmasını mı ?

Hayata dair bir not
*İlk başta olmasa bile canını sıkan şeyleri tatlı sert,şakayla karışık karşı tarafa bildir. Birikmeyi engelle.

Kendime bir not: Savaşçı yeniden okunacak....


16 Şubat 2011 Çarşamba

Profesyonel

Nihayet gidebildim,nihayet yer bulabildim ,arkalardan da olsa buldum işte... Eğlenceli ama bir o kadar da hüzünlü bir senaryo,muhteşem oyunculuklar...Ah keşke ön sıralarda olabilseydim de Yetkin Dikinciler'in seyirciyle olan küçük,şirin mimiklerine de bende mahzur kalsaydım. Bir an oyun interaktif bir biçime dönüşecek sandım,daha oyunun başında seyircilerden birinin hapşırması üzerine sessizce çok yaşa dedi Yetkin Dikinciler. Bİraz gülüp, güldürdükten sonra parmağıyla işaretini yaptı,salonu oyuna davet eder gibiydi. Ve gayet profesyonelce oyuna devam etti. Ama zaman zaman mimikler,gülümsemeler,bakışlar seyirciye yöneldi,orada bizlerin farkındaydı,profesyonel  oyuncular ama aynı zamanda seyirciye farkındayım sizde buradasınız diyen oyuncular.Eğlendikleri o kadar belliydi ki seyirci için bu çifte katmerli bir eğlenceye dönüştü böylece.

Bülent Emin Yarar muhteşemdi,upuzun bir Yetkin Dikinciler yanında çok sevimli duruyordu. Çok iyi bir takım olmuşlardı. Birbirlerine yakınlaştıkları sahneler oldıkça eğlenceliydi.Tiyatronun böyle bir güzelliği var işte televizyonda gördüğünüz ama fazla dikkatinizi çekmeyen oyuncular tiyatro sahnesinde devleşiyorlar ve artık o oyuncu aklınızdan çıkmıyor,bir dahakinde televizyonda da onu dikkatle izliyor,bir kere daha hayran oluyorsunuz.

İşin özü gidin ve izleyin,keyifli saatler geçirin.

Not: Beyoğlu Küçük Sahne'de izleyecekseniz koltuk numaraları 1,3,5,7 diye gidiyor 11'den sonra da 12 geliyor sanırım,bizim gibi arayıp durmayın :)

Profesyonel

Yazan: Duşan Kovacevic
Çeviren: Başar Sabuncu, Bilge Emin
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Dekor Tasarım: Nurettin Özkönü
Giysi Tasarım: Gülümser Erigür
Işık Tasarım: İ. Önder Arık
Müzik: Cenap Oğuz

Rol Dağılımı:
Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Gülen Çehreli, Cenap Oğuz

Konu:
Dünyaca ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçevic, Yugoslavya’daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal-politik yaşamı, bir entelektüelin yaşamöyküsü içinde, karakomedi türünde ve ironik bir üslupla anlatıyor. 40 yaşlarında bir edebiyat adamı, bir sekreter ve bir gizli polisin süprizlerle dolu soluk soluğa izlenecek hikayesi.

10 Şubat 2011 Perşembe

Nilüfer 12 düet

Bu albüm beni heyecanlandırmıştı ama dinleyince güzelim şarkılar gümbürtüye gitmiş diye düşündüm. Çok sıkı grup ve şarkıcılar olmasına rağmen düzenlemeleri bence gürültüden öteye gidememiş. Sözler bir yanda müzik öbür yanda kalmış,müzik özellikle gitar sesi sözleri bastırmış. Sadece güm güm gürültü çıkmış ortaya. Şebnem Ferah,Tnk ve Malt dışında ki onlarda çok daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum,diğerlerini playlistimden sildim bile :)

Not: Belki de bu aralar daha çok Eylül Akşamı dinlediğim için bana gürültülü gelmiş olabilir.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Aşk tesadüfleri sever

Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı

Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı

Filmde bu satırları duyduğumda çok şaşırdım,arkadaşımın kulağına ama bu bir şiir dedim.
Evet Murathan Mungan'ın insanın kalbine yumru oturtan bir şiiriydi. Ve filmdeki başka bir güzellikte Eylül akşamıydı. Elbette Mehmet Günsür'un sesinden dinlemek ayrı bir hazdı. Tüm sevimliliği ve yakışıklılığıyla :)
 
İnsanı tatlı hayallere teşvik eden bir film.(Belçim Bilgin'e rağmen)  Hiç bitmese,hatta keşke böyle bitmeseydi dediğim bir filmdi. İzleyen her kadın böyle bir tesadüf ve böyle bir adam hayal etmiştir mutlaka. Aşkın yanı sıra genç bir adamın çocukluktan başlayan yaşam mücadelesi de anlatılmış.Yaşama kafa tutan ama sonunda kadere boyun eğmek zorunda kalan bir adamın hikayesi.
Film hakkındaki görüşleri daha okumadım,mutlaka yabancı bir filme benzetenler olacaktır,hatta izlediğim filmler çok aklımda kalmasa da sonu bende de daha önce izlemişim hissi yarattı. Bu durumu da o güzel şarkıyla cevaplayabilirim. Olamaz mı olabilir :)

 
 
Filmdeki tüm müzikler çok güzeldi, Eylül akşamından sonra en sevdiğim Demir Demirkan Zaferlerim oldu.Bu güzel şarkı çok güzel bir bölüme denk düşürülmüş.
 
1. Aşk Tesadüfleri Sever – Müslüm Gürses
2. Hoşçakal Müzik – Şebnem Ferah
3. Eylül Akşamı – Mehmet Günsür
4. Zaferlerim – Demir Demirkan
5. Yine Yazı Bekleriz (Akustik) – TNK
6. Nefes Bile Almadan – Redd
7. Değirmenler – Teoman
8. Ankara Rüzgarı – Ozan Ünlü
9. Kafes – Mert Çetinkaya
10. Aşkı Bulacaksın – Tanju Okan


"Ankara'lı için İstanbul başkasının çocuğu gibidir,gülünce seversin,ağlayınca bırakıp kaçmak istersin"


2 Şubat 2011 Çarşamba

Bedava sirke baldan tatlıdır !!!

Hayatımızdaki renklerden biri de bedavacılar sanırım. Hani bedava mezar bulsa içine girecek olanlar.Onlara turuncu rengi verdim gitti.
Bedavanın kokusunu alır almaz kişinin peşine düşer,bundan ne koparabilirim acaba diye eteklerinde dolaşırlar.Hatta bedavadan ileri gidip biraz da çıkarcı olanları bir gün olur lazım olur diye kimseye tavır yapmazlar,herkese gülerler.Kalpleri kırılsa bile ileride işleri düşme ihtimalini göz önünde bulundurarak hiç belli etmeden kırgınlıklarını,samimiyetsiz samimiyetlerini takınıp etrafı kandırmaya devam ederler.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yapayalnız hissettiğimde seni çok özlüyorum.Geçmişe bakınca beni çok seven,ne olursa olsun sadece beni seven,beni üzen herkesi düşman gören ama beni çok seven biri olarak geliyorsun aklıma. Belki gerçekten öyleydin belki de başta kendin olmak üzere (yine iyimserliğim üstümde,büyük ihtimal kendini bu kandırmacının dışında tuttun) beni ve herkesi kandırdın. Gerçek miydi değil miydi diye hala zaman zaman aklıma gelir,parçaları birleştirip doğruyu bulmaya çalışırım.

Ben, insanlara güvenerek başlarım ilişkilerime. Güven kazanılan birşeydir demem, ilk görüşte insan için kararımı veririm.Önce güvenirim ama o güven ufacık da olsa sarsılsa bile kuşkucu kişiliğim hemen devreye girer. O insan bende şüphe aralığı açar ve genelde o aralık bir daha kapanmaz. Evet sende de böyle oldu,olmuştu.Bunların artık hiç önemi yok biliyorsun.Bu yüzden de senin beni çok sevdiğine inanmak istiyorum.bu düşünce küçücük hissettiğimde,yapayalnız kaldığımda beni mutlu ediyor. Mutlu ediyor etmesine ama seni düşünmeme de sebep oluyor, işte bunu ne yapacağım bilmiyorum. Ama geçip gidiyor,üstünde fazla düşünmeye gerek yok sanırım.

Senin o boğucu,aşırı sahiplenici sevgini bazen arıyorum,düşün artık bazen ne kadar kötü oluyorum. Ama bugün seçeneğim olsa yine de arkama bile bakmadan senin boğuculuğundan kaçarım. Biliyorum ki bana iyi gelen aşırı sevilmek değil bana saygı duyularak,beni bir insan olarak görüp sevebilmek.

Bir defa daha hoşçakal...

23 Ocak 2011 Pazar

Keyifli Cumartesi

Bol tarih,bol kahkaha,bol fotoğraf,biraz dedikodu :) bolca çayla dolu güzel bir dostla keyifli bir cumartesi geçirdim. Cumartesi müze gezilerimize devam ediyoruz. Bugüne kadar gittiğimiz müzeler bir tanesi hariç hep Sultanahmet civarındaydı. Laleli'den Gülhane'ye uzanan tarih kokan  semtler...

Gidince görüyorsunuz yabancı turistler kadar kendi insanlarımız da müze gezmeyi seviyor.Şimdiye kadar boş olan hiç bir müze görmedim. Bazıları o kadar kalabalıktı ki keyifli bir şekilde gezemedim. Ayasofya'nın önünde sürekli bir kuyruk var.

Türk insanı kitap okumaz derler,sanata ilgi göstermez derler. Oysa ki kitapçıları gezdiğinizde de aynı yoğunluğu görüyorsunuz.Evet mutlaka ilgisi olmayan büyük bir çoğunluk vardır ama sürekli bir şekilde sanata,kültüre ilgi duyan insanlarımız da var. Zaten herkes sanatla,kültürle iç içe olacak diye bir şey de yok bence. Bazıları ilgilenmese de olur,hatta daha iyi olur :)

Bu haftaki müzemiz,Gülhane'de ki Arkeoloji Müzesi'ydi. Gİtmeden önce biraz araştırmıştım,gidenler çok büyük ve etkileyici olduğunu söylemişler. Gerçekten de öyleydi. Arkeoloji müzeleri 3 müzeden oluşuyor.Bu hafta sadece ilkini dolaşabildik. Kocaman bir yer ve her eser büyüleyici. Lahitler,mezar taşları,mumyalanmış iskeletler...Bazı heykeller o kadar iyi görünüyor ki sanki yeni yapılmışlar gibi. Kabartmalar,oymalar usta ellerden çıkmış.Hepsini yüzyıllar önce birileri yapmış ve bizler onların yaptıklarına dokunabiliyoruz. Keşke dokunup gözümüzü kapadığımızda çok kısa bir süre de olsa o zamana gidebilseydik.

Tarih seven herkesin çok etkileneceği bir yer. Mutlaka gidip,görülmeli.

Fotoğraflar için;Arkeoloji Müzesi

Müze çıkışında Gülhane Parkı'na girdik.Parkın sonunda çok güzel bir çay  bahçesi bulduk.Deniz gözlerinize ziyafet çekiyor.Bir demlik çay ve tost eşliğinde bu güzel manzaranın da keyfini çıkardık.









16 Ocak 2011 Pazar

Tatar Çölü,Dino Buzzati

"İnsan hayatta her istediğini elde edemezdi ki ya,evet insan hayatta her istediğini elde edemezdi ki, öyle mi Simeoni?" (syf 231)

"Drogo,insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde,acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu" (syf,193)


Yıllarca içinde bir umutla yaşamak,o umut uğruna yaşamını beklemekle geçirmek.Sonunda tam da yaklamışken bitik düşmek,yitip gitmek.

Bir umut uğruna yaşamını harcamak,tüketmek,boşa geçirmek.

Giovanni Drago,heyecanla görev yeri olan Bastiani Kalesine doğru yola çıkmıştır.Kale ilk başta onda hayal kırıklığı yarattıysa da zamanla kaledeki diğer askerlerin umudunu içinde beslemeye başlamıştır.Zaman zaman içlerindeki umudun gerçekleşeceğini sanıp yanılsamaya düşen,ömürlerini bir umuda adamış askerlerin hikayesi.

Kalenin her gün aynı sırayı takip eden düzenli yaşamının karşısında, acı ve tatlı sürprizleri olan,mücadele ve zaman zaman acı,hüzün getiren gerçek bir yaşam. Ve gerçek hayat mücadelesinden kaçan bir asker.

Tavsiye ederim...

11 Ocak 2011 Salı

Arko nem gliserinli krem

Seviyorum bu kremi.Maalesef her markette bulunmuyor.Geçen gün 2 lisini buldum ve hemen attım çantama. Çok işe yarıyor mu ? Eh biraz yumuşatıyor elleri ama ferah,temiz bir kokusu var. Bu kokuda müptelası olmama yetiyor... Tavsiye ederim.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Ey kader !

Geçmişi tırmalamamın bir anlamı yok çok iyi biliyorum. Hele ki bana getirisi olmayacak,sadece belki bir ihtimal egomu tatmin edecek ama sonrasında belki de kurtulmak için çok uğraştığım aynı sıkıntıları yaşamamı sağlayacak şeyi yapmayacağım. Kaderin bu oyununa gelmeyeceğim :) Evet yapıp edip pası kadere atmak en kolayı :)

Ama söyle sevgili kader,neden yakıp yıkıp giden dört ayak üstüne düşüyor. İlahi adalete güvenim tam ya da zaman zaman tam diyelim. Elbet mutsuz eden mutsuz olur ama belki ömür yetmez görmeye. Ama ben görmeyi şiddetle istiyorum,o pişmanlığı yalvarışı görmek istiyorum.Görmezsem gözüm açık gidecek ey kader !

3 Ocak 2011 Pazartesi

Frida ve Diego

Yılbaşını, kalabalık bir grupla arkadaş evinde geçirdim.Kalabalıktan,gürültüden,her kafadan çıkan bir sesten hazetmeyen ruhum nedense bu sefer pek keyifliydi.Kİmse bana dokunmadı bende kimseye...Güzel bir yılbaşı geçirdik.
Cumartesi bir önceki günün uykusuzluğunu giderdikten sonra Pazar yollara düştüm yine.İstiklal yollarındaydım. Frida ve Diego'nun yollarındaydım. Frida'yı izlemiştim ama her zamanki gibi pek birşey hatırlamıyordum.Ama öncesinde hayat hikayesini okuyup,geçmişteki bilgilerimi tazeledim.
Yola koyulduk,Odakule'den geçip hemen sola döndük ve sanat kuyruğuyla karşılaştık.Meğerse pek bir meraklısı varmış bu serginin.Çok sevindik,kuyruğa girip 10 tl mizi verip sergiye giriş yaptık.Hedefimize doğru yol alıp,başladık tabloları görmeye.Ama dışardaki kuyruk içerde de devam ediyordu.Yine kuyruğa girip yavaş yavaş gezmeye başladık.Baktık böyle olmayacak,kuyruktan ayrılıp zamanı biraz kısalttık sağdan soldan bakarak tabloları görmeyi başardık. Serginin sonunda Frida ve Diego'yu anlatan tanıtım filmi var.Kalabalık olduğu için bunu izleyemedik.Tablo ve fotoğraflardan Frida'nın ne kadar acılı,hüzünlü bir yaşamı olduğu anlaşılıyor.Yüzündeki hüzünle doğmuş gibi.Resmine bakıp o acıyı hissedebiliyorsunuz.

En dikkat çekici,acılı resimleri bana göre bunlar...