20 Ocak 2014 Pazartesi

La Tete En Friche


Bu hafta sonu o güzel güneşli İstanbul günlerinde kendimi bile isteye güle oynaya eve kapadım. 5 film izledim, hem de 5 güzel film o derece şanslıyım. İlk üçü bir önceki gönderimdekilerdi. Ne tesadüf ki ilk gün hep aşkla ilgili filmler izledim, ikinci günde dostlukla ilgili. Planlanmış bir şey değildi ama çokta güzel oldu.

Pazar gününün filmleri La Tete En Friche ve Fried Green Tomatoes at the Whistle Stop Cafe. Kızarmış yeşil domatesleri 2.izleyişim oldu.Genelde 2.defa izlemem ama unuttuğum için tekrar izlemek istedim. Güzel bir dostluk hatta aşk hikayesi.

La Tete En Friche'te bir dostluk hikayesi. Hatta yine büyük tesadüfle diğer film gibi yaşlı bir insanla kurulan dostluk hikayesi. Ve ben en çok içinde insan barındıran filmleri seviyorum bir kere daha anladım. Fantastik, canavarlı, büyücülü filmler, romanlar hiç ilgimi çekmiyor.






Aşk ile şefkat arasında eşine az rastlanır bir cevher.
Gidecek başka bir yeri yoktu.
Kendisine bir çiçeğin adı verilmişti ve kelimelerin arasında yaşıyordu.
İnsana saç baş yoldurtan sıfatlar...
Bazısı insanın zorla giren, ot gibi büyüyen filler vardır.
O ise nazikçe zihnimden yüreğime girdi.
Aşk hikayelerinde yalnızca aşk yoktur.
Bazılanrında tek bir seni seviyorum bile bulunmaz.
Yine de birbirimizi seviyoruz.
Bana yaşamından birşeyler daha kat.


1 yorum:

Buket dedi ki...

yıllarca kendini çalışmaya vermiş, bundan başka bir şey bilmeyen annelerimiz -babalarımızın durumu böyle gerçekten. mutlaka sevdiği birşeyler vardır, bulmasına yardımcı olmalısınız bence..