20 Ağustos 2014 Çarşamba

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cadı, Cadı Çarpıyor

"Kadınlık hayatı tekrar iki kısma ayrılır. Evvelkisi otuz yaşına kadar devam eder, sonraki kırkı, kırk beşi bulur. Bu iki yaş, bir kadın için asıl uhrevi ölümden evvel gelen biri küçük, diğeri büyük iki dünyevi ölümdür. Otuzunda bir kadın, artık cazibe-i nisviyesini kaybedecek bir çağa girmiş addolunur. Kırk beşinde hizmet-i tenasüliyesi, bi-semere kalır. Bir kız için on beşinde gonca güldür açılır, yirmisinde letafeti saçılır; otuzunda tan yerine atılır; kırkında, ellisinde son merhaleye kadar birtakım şeyler söylerler. Bir kadın otuzunda mutlak bir kocaya varmış, bir erkeğe mal olmuş bulunmalıdır. Kocadayken bu çağa giren kadınlar her halde devr-i tedenniye adım atmış bulunuyorlar ama -erkeklerinde bu iyiliklerini inkar etmeyelim- vaktiniz geçti diye zevcelerini tutup pencereden aşağıya atmıyorlar. "Artık ne belaysa başımıza bir kere gelmiş bulundu", teslimiyetiyle karılarının dertlerini çekip gidiyorlar.

Bazı kadınlar otuz beşe gelir de yirmi sekizden, yirmi dokuzdan yukarı çıkmak istemezler. Orada demir atarlar. O niçin o? Otuz yaşı kadınlığın ilk ölümü de onun için... Fakat yaş saklamak ne para eder! Erbabı bir bakışta anlar. Ben otuzumu atladıktan sonra dayın bazen vücudumu yoklayıo da "Emine darılma ama otuzunu geçtiğin besbelli oluyor. Piliç başka... Tavuk başka..." derdi.  Erkektir elli yaşına da gelse daima kendini on sekiz, yirmi yaşında bir kız alabilmek salahiyet-i halkiyesiyle mümtaz görür. Evet, altmış yaşındaki erkek, otuzundaki kadını kartlıkla itham eder. Ne büyük haksızlık...

2 yorum:

Deniz Kılıç dedi ki...

Şimdi yirmidokuzum,otuzdan korktum ;)

emili dedi ki...

:)Bu kitap yıllar önce yazılmış diye kendimizi avutabiliriz ama bir arkadaşım 35'den sonra kadın bitiyor demişti.Kadın olmak zor iş vesselam.